Lâ: Sonsuzluk Hecesi
Aslında küçük yaşlardan itibaren hepimizin ucundan kıyısından bildiği Adem ile Havva'nın öyküsü karşılıyor bizi. Adem ile Havva bir kez daha o elmayı ısırarak cennetten kovuluyor ve elbette ki Kabil kardeşi Habil'i öldürüyor. Ancak her ne kadar bilsek de -yahut bildiğimizi düşünsek de- bu kitap hiç de öyle salt tekrarlardan ibaret değil. Nazan Bekiroğlu o en bilindik hikayeleri bile öyle mükemmel bir şekilde aktarıyor ki bildiklerinizi unutup yeniden öğreniyorsunuz. Kitabı elinize aldığınızda kalınlığı ürkütse bile akıcılığı sayfaları bir çırpıda eritiyor. Sizi yavaşlatan tek şey, ara sıra aldığınız notlar oluyor ;) O bilindik öykünün akışında kaybolurken kimi zaman Habil' de kimi zaman da Kabil' de bulup çıkarıyorsunuz kendinizi. Nazan Bekiroğlu'nun da dediği gibi, "Bulmanın en sağlam yolu kaybetmek aslında." Kendinizi bulmanın en sağlam ve keyifli yollarıyla bir muhteşem roman okuyorsunuz.
Eleştirebileceğim tek bir yer var; o da yazarın anlatımı zenginleştirmek maksadıyla yaptığı yinelemeler. Kimi zaman keyif alsam da bazı yerlerde akıştan uzaklaştırdığını fark ettim. Kullanılıp eskitilmemesi gereken bir anlatım biçimi olduğunu düşündüğümden olsa gerek bu yinelemeler beni bir miktar sıktı. Bunun haricinde enfes bir roman. Nacizane tavsiyemdir efendim, okuyunuz.
Romandan bir küçük alıntı da eklemek istiyorum ki kendileri benim en beğendiğim ve belki de üzerine sayfalarca yazı yazmak isteğim kısmıdır:
"Adem kalbinin zamanında o kadar bekledi. Havva o kadar gelmedi." diyor Nazan Bekiroğlu, o tüm bekleme sancılarını da içine alarak. Ve sayfalar sonraya yüreklerimize su serpercesine ekliyor "Belliydi Havva' nın geleceği, gelmeyecek olan böyle beklenmezdi."
Geleceği belli olan tüm beklentilerinize kavuşmak dileğiyle diyerek hepinize keyifli