Yaş aldıkça daha da serpilen, hayatın uçsuz bucaksız topraklarına yayılan bir hikayeydi bu üstelik. Kendini bir gün ağzından annen konuşurken yakaladığında, mağazanın aynasında sırtındaki o tanıdık kamburu gördüğünde, mutfak dolabını açıp da biriktirdiğin yoğurt kapları üzerine devrildiğinde, iki kaşının ortası aynı onun gibi kırıştığında, annenin gülme çizgileri yüzünün aynı yerlerine çizildiğinde, bir zamanlar sıkıca tutunduğun ona hiç benzemediğin iddiasını alıp gömecektin tarihin sayfalarına. Hayatındaki adam seni aynı babanın onu bırakıvermesi gibi bırakıverdiğinde fark edecektin bir de annenin kızı olduğunu. Çayı aynı onun gibi tek şekerli içmeye başladığında bir gün. Onun o hiç sevmediğin kırçıllı hırkası sana kaldığında ve o senden yaşlı hırkayı giyip de kendini çok güzel hissettiğinde...
"Gidecek" diye düşündün, adın gibi emindin buna. Kalmak için yaratılmamıştı. Bazı insanlara "kal" demekle "öl" demek aynı şeydi sanki. Sadece o geceyi hiç unutmasın istedin.