Yağmur o gün sanki sadece şehre değil, insanların içine de yağıyordu.
Otobüs durağında herkes birbirinden kaçıyormuş gibi başını eğmişti. Kimse kimseye bakmıyor, herkes kendi sessizliğini taşıyordu. Soğuk, insanın tenine değil de kalbine işleyen türdendi.
Arka tarafta, kırmızı kapüşonlu bir çocuk oturuyordu.
En fazla sekiz yaşlarında.
Ayakkabılarının biri bağcıksızdı.
Elleri küçücük olmasına rağmen montunun cebine sıkıca saklanmıştı.
Sanki dünya onu üşütmüş gibi…
Kimse fark etmiyordu onu.
Ama tam o sırada, durağa yavaşça bir adam geldi.
Otuzlu yaşlarının sonunda…
Yorgun yüzlü.
Elinde eski bir kitap vardı.
Adam çocuğun yanına oturdu ama konuşmadı.
Bazı insanlar vardır…
Sessizliğiyle “Ben de kırıldım.” der.
Çocuk bir süre sonra başını kaldırıp adama baktı.
“Abi…” dedi usulca.
“Bir insan herkesi kaybedebilir mi?”
Adam önce cevap vermedi.
Sanki soru ona değil de geçmişine sorulmuştu.