Ben onu hep, işte bu, çiçekten yüzüyle düşünürüm.
Puan vermedi·163 syf.··
2026 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 11:33
Hep de o sesi: Hadi gidelim. 》Hadi Gidelim, farklı insan manzaralarını ve bireylerin içsel yolculuklarını işleyen bir öykü kitabı. Kitaptaki öyküler; yalnızlık, yabancılaşma, toplumsal değişimler, gündelik hayatın içindeki küçük kırılmalar, bireyin toplumla olan ilişkisi ve trajik sonlar gibi temalar üzerine kurulmuş. 》Bence kitap boyunca en baskın temalardan biri “yabancılaşma” hissi. Karakterler çoğu zaman bulundukları ortama, insanlara hatta kendi hayatlarına bile tam olarak ait hissetmiyorlar. Bu durum, özellikle şehir hayatının yarattığı yalnızlık ve sıkışmışlık duygusuyla birleşince daha da belirginleşiyor. İnsanların kalabalıklar içinde bile yalnız kalabildiği fikri, metinlerin alt katmanında sürekli hissediliyor. 》Bir diğer dikkat çeken tema ise zaman ve geçicilik. Yazar, karakterlerinin anlık duygularını, geçmişle kurdukları bağları ve zamanın insan üzerindeki etkisini incelikli bir şekilde ele alıyor. Anılar, pişmanlıklar ve “başka türlü olabilirdi” düşüncesi sık sık karşımıza çıkıyor. Bu da metinlere hafif bir hüzün ve melankoli katıyor. 》Kitaptaki karakterlere baktığımızda ise çok net çizgilerle ayrılmış tiplerden ziyade, daha silik ama gerçekçi insanlar görüyoruz. Bu karakterler çoğunlukla içe dönük, sorgulayan ve hayatla tam olarak uzlaşamamış kişiler. Büyük olaylar yaşayan kahramanlar yerine, gündelik hayatın içinde sıkışmış, küçük ama anlamlı duygular yaşayan bireyler ön planda. 》Yazarın dikkat çektiği noktalardan biri de iletişimsizlik. İnsanlar konuşuyor gibi görünse de aslında birbirlerini tam olarak anlamıyorlar. Bu durum, hem ilişkilerde bir mesafe yaratıyor hem de karakterlerin yalnızlık hissini derinleştiriyor. 》Dil ve anlatım açısından bakıldığında, yazarın oldukça sade ama katmanlı bir dili var. Cümleler ilk bakışta basit görünse de
Alıntı
Hadi GidelimAdalet Ağaoğlu · Remzi Kitabevi Yayınları · 1993124 okunma
7/10
·304 syf.··
2026 58. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 21:16
Matt Haig’in kalemini sevdiğim için bu kitaba da büyük bir merakla başladım. Belki beklentim biraz yüksekti çünkü Gece Yarısı Kütüphanesi bende çok daha güçlü bir etki bırakmıştı. Bu kitapta ise aynı bağı kuramadım. Sevmedim diyemem ama beni derinden etkileyen bir okuma da olmadı. Kitabın en sevdiğim yanı, bilimle felsefeyi ve insanın iç dünyasını bir araya getirme şekliydi. Özellikle kuantum fiziği üzerinden anlatılan paralel evrenler, olasılıklar ve zaman kavramı oldukça ilgi çekiciydi. Aslında kitap, her seçimin bizi bambaşka bir hayata götürebileceği düşüncesini merkeze alıyor. Bir yandan bilimsel teorilere değinirken bir yandan da insanın pişmanlıklarını, korkularını ve “Ya farklı bir seçim yapsaydım?” sorusunu sorgulatıyor. Bu açıdan düşündürücü bir kitaptı. Fakat benim için bu fikirler, hikâyenin önüne geçmiş gibiydi. Konu çok ilgi çekici olmasına rağmen olayların ilerleyişi zaman zaman durağanlaştı ve bazı bölümlerde kendimi tekrara düşüyormuş gibi hissettim. Sürekli yeni bir kırılma noktası bekledim ama beklediğim etki bir türlü gelmedi. Kitabı elimden bırakmadım çünkü dili gerçekten akıcı ve sadeydi; sayfalar kolayca ilerledi. Buna rağmen bazı kısımlarda ister istemez sıkıldığımı da söylemeliyim. Yine de kitap bana birkaç güzel şey düşündürdü. Hayatın tek bir doğru yolu olmadığı, yaptığımız ya da yapmadığımız seçimlerin bizi biz yaptığı ve her ihtimalin içinde farklı bir “ben” olabileceği fikri oldukça etkileyiciydi. Özellikle kuantum fiziğini yalnızca bilimsel bir konu olarak değil, hayatı anlamlandırmak için bir metafor olarak kullanması hoşuma gitti. Her ne kadar bu teorilerin kesinliği tartışmalı olsa da, insanı kendi yaşamına dönüp bakmaya itmesi kitabın en güçlü taraflarından biriydi. Belki bende çok büyük bir iz bırakmadı ama okurken üzerinde
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026237 okunma
Reklam
10/10
·464 syf.·
2026 87. kitabı
Harzemşah ​Seri: 2 kitaplık Başkarakterlerimiz: Kutsal ve Araz ​Konusu: ​Arkadaşı Eylül'ün kaybından sonra Kutsal, ona bunu yaşatanlardan intikam almak istiyor. Arkadaşının babasının yardımıyla Bratva Pakhanı olan Araz'ın bulunduğu Rusya'ya gidiyor. ​Araz iki kişiyi öldürürken Kutsal bunu kayıt altına alıyor. Böylelikle polise ulaşacak ve onu hapse tıkacak. Ama maalesef Araz tarafından fark ediliyor ve kaçmaya başlıyor. Telefonunu saklamayı başarıyor ama kendisi Araz tarafından alıkonuluyor. Araz'dan kurtulmasının tek çaresi, kendisinin masum olduğunu ve olaya şahitten başka bir şey olmadığını kanıtlaması. ​Peki bu durumdan Kutsal kurtulabilecek mi? Araz'dan alması gereken intikamı alabilecek mi? _______________________________________ ​SPOILER İÇERİR! ​İnat ettim "Asena ne yazsa okuyacağım," diye. Harzemşah'a bayıldım! Hem Kutsal'ı hem de Araz'ı çok sevdim. Kutsal'ın zekasına ayrı bir yükseldim. Gerçi planları Araz'a işlememiş olabilir ama boş oturup da birilerinin onun hayatını kontrol etmesine izin vermediği için benden artı puan aldı. ​Ben kitap boyunca düşünüyordum ki: "Şimdi Kutsal'ın gerçekte kim olduğunu öğrenince ortalık karışır." Ters köşe yedim ya! Araz biliyormuş meğer. Gerçi koskoca Pakhan'ın bilmemesi garip olurdu. ​Bir de ben artık karakterler ilk kez yakınlaşınca sevinemiyorum. Şimdi diyebilirsiniz ki: "Enemies (düşmanlar) kısmı bitince sıkılıyorsun." Hayır, ondan değil. Yazarları bildiğimden sevinemiyorum! Olayın patlak vermesi için onca zaman varken, hep de ilk yakınlaşmayı bekliyorlar. İşte o yüzden sevinemiyorum. ​Lafı uzatmadan; ben kitaba bayıldım. Tavsiyemdir, okuyun, okutturun!
Harzemşah 1: Moroz YasasıAsena Nişikli · Pukka Yayınları · 202621 okunma
Bol Bol Spoiler İçerir
8/10
·560 syf.··
2026 8. kitabı
Bu kitap beni duygusal açıdan tek kelimeyle mahvetti. Her karakterin geçmişini daha derinlemesine öğrenirken bir yandan kocaman bir savaş oluyor. Her taraftan ihanet yaşanıyor ve Rin asla akıllanmıyor. Sürekli bir kişiden emir almak onun yönetimi altında olması beni çıldırttı. Karakter gelişimini kitabın sonunda sikerler tavrıyla yaptı bakalım üçüncü kitapta sürdürebilecek mi? VE NEZHA ALLAH SENİ KAHRETSİN o kadar inanmıştım ki rinle birlikte o bıçağı ben yedim sanki. Kitap boyunca öyle güzel manipüle etti ki şok oldum sadece. Kitay benim en sevdiğim karakter ona bir aey olursa yazara sevgi notu iletecegim. Rinle çapalanmaları, yaşanan her şeye rağmen onu koruması yerim yerim. Bu kitapla birliktelik resmen bütün cike üyelerinin rin yüzünden ölmesi öyle böyle üzmedi beni. Hele ki Ramsanın ölümü.. bakalım Changan gelince ne olacak? Merakla üçüncü kitaba geçiyorum
Ejderha CumhuriyetiR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 20221,036 okunma
Başkasının Bakışından Özgürlüğe
Puan vermedi·280 syf.··
2026 79. kitabı
“Ben, benden başkası değilim, bu doğru.” (s. 251) Kitaba başlarken karşıma çıkacak temel meselenin yalnızca ırkçılık olacağını düşünmüştüm. Kitaba dair inceleme yazma kararını verme sebebim ırkçılık ya da özgürlük meselesi olmadı. Bunlar elbette başka metinlerde de karşımıza çıkan, üzerine çokça düşünülen konular. Bu kitapta benim asıl ilgimi çeken yer, benliğin nerede ve nasıl kurulduğu sorusuna etkili bir örnek sunmasıydı. İnsanın kendisini yalnızca kendi içinden değil dışarıdaki gözün, bakışın ve başkalarının onu görme biçimlerinin içinden de kurması… Frantz Fanon'un bu kitabını okurken en çok bu konuya odaklandığımı fark ettim. Kitap ırkçılığın ne olduğuna dair ayrıntılar sunarken insanın başkasının bakışı altında nasıl değiştiğini de nitelikli bir biçimde gösterebiliyor. İnsan kendini yalnızca kendi gözleriyle görebilir mi yoksa başkalarının ona yönelttiği bakışlar da bu noktada belirleyici mi olur? Fanon'un anlatısına bakınca siyah insan dünyaya yalnızca bir insan olarak çıkamıyor. Daha baştan bir bakışla, bir adlandırmayla, bir yükle karşı karşıya kalıyor. Siyah insan sadece dışarıdan gelen bir ayrımcılıkla karşılaşmıyor. Bundan daha fazlası onun yaşadığı. Henüz kendini kuramamışken başkalarının onun hakkında kurduğu bir imgenin içine doğuyor. Önce kendi olup daha sonra yargılanmıyor. Daha kendisini bile tam olarak tanımamışken başkalarının gözünde belirlenmiş bir kimlikle karşı karşıya kalıyor. Fanon bu noktada Georg Wilhelm Friedrich Hegel’e başvuruyor haliyle: “Öz-bilinç kendinde ve kendi-için olmaktır; bunun içindir ki öz-bilinç ya da kendi-bilincinde-olmak, başka bir öz-bilinç için kendinde ve kendisi için olmak demektir aynı zamanda. Bu da öz-bilincin ancak tanınmak ve bilinmekle gerçekleşebileceği anlamına gelir.” (s. 257) İnsan var olmak isterken hem de birileri tarafından
Felsefe
Siyah Deri Beyaz MaskelerFrantz Fanon · Encore Yayınları · 2016690 okunma
8/10
·590 syf.··
Beğendi
·
2026 43. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 20:51
İstanbul Hatırası – Ahmet Ümit "İstanbul artık sadece bir şehir değil benim için; bir hafıza, bir yara, bir sevda" Başkomiser Nevzat serisinin değerli bir parçası olan bu kitap, Ahmet Ümit'in kalemine iyiden iyiye ısındığımı hissettirdi ben de diyebilirim. Tamamen hayal kırıklığı demek abartı olur ama her şey de pembe değildi. Olumlu yanlarıyla başlayalım: Kitabın İstanbul'u anlatışı gerçekten başarılı. Sarayburnu'ndan Ayasofya'ya, tarihi yarımadanın her bir taşına işlenmiş gizem ve geçmiş... Yazarın şehre duyduğu sevgiyi her sayfada hissediyorsunuz, mekan tasvirleri oldukça başarılı. Yedi tarihi mekan ve yedi cinayet konsepti de kurgu olarak oldukça zekice. Ancak bazı noktalarda Ümit'in kalemi fazla coşmuş ve ana hat olan polisiye kurgunun önüne geçmiş. Romanın bazı yerlerinde konudan kopmalar yaşanıyor ve uzayan diyaloglar insanı yorabiliyor. Hatta bir kaç defa kitabı yarım bırakmayı düşündüğümü itiraf edeyim. Bu yüzden bazı okurlar kitabı "ağır ve sıkıcı" da bulabiliyor . Üstelik bu kadar sayfa sonunda ulaştığımız sonu çok da şaşırtıcı değildi. Bununla birlikte yazarın kalemine alışmaya başladığım ve bu dünyanın içinde kaybolduğum için tamamlamış oldum. Genel olarak, sonuna kadar sabredince dolu dolu bir İstanbul gezisi sunuyor ama polisiye tansiyonu çok yüksek bir kitap beklentisi ile girilmemeli. Bu kitaptan bana asıl kalan, tarihi bilgiler oldu diyebilirim, daha fazlası değil. Peki Ya Siz? · Kitaptaki tarihi mekanlar ve İstanbul betimlemeleri sizce başarılı mı, yoksa bu kısımlar da kitabı bölüp duruyor muydu? · Ahmet Ümit'in Başkomiser Nevzat serisinin en iyi kitabı sizce hangisi? · Polisiyeden çok bir "İstanbul Rehberi" olarak okunursa daha mı iyi olur bu kitap?
İstanbul HatırasıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943,1bin okunma
Reklam
Reklam