bu gece beni şaşırt ve ne olur duy sesimi
"O gece çok ağlamıştım, sen uyurken. Kimseden bu kadar nefret etmemiştim. Asıl sorun ise sabah kalktığımda hala seni seviyor oluşumdu."
Reklam
Her şeyin elimde olmaması Bu kez zoruma gidiyor Her şey doğal haliyle yaşamak Olan biteni akışıyla kabul etmek Benim için her zaman kolaydı Oysa şimdi ben Sen giderken Yolları ,şehirleri yakmak Ayrılığı yıkmak İstiyorum Zamanı durdurmak istiyorum Kim olduğunu bilmediğim o ilk görüşümde Gördüğüm en güzel şey olduğun O eşsiz anda kalmak istiyorum Çok şey ister gibiyim Simsiyah gözlerin her bakışında Ok gibi saplanırken kalbime Kalbimin ta içine Bilir misin Gözlerim gözlerine Feda oluyor o an Her şey elimde değil ya Elimde olmadan unutursam seni Biliyorum bir gece ansızın Gözlerin gelecek aklıma Yıldızlar ve ben ağlayacağız o an Gözyaşlarım ok gibi saplanacak kalbime Elimde olan tek şeyi yapacağım O iyidir şimdi Gülüşü meydan okumaya yeter dünyaya deyip
Yazmayı seviyorum, çünkü o an bir daha gelmeyecek… Ve ben unutkan biriyim. Günün telaşında kaybolan bakışlar, boğazımda düğümlenip dile dökülemeyen kelimeler, gece yarısı kalbime ince bir sızı gibi düşen o sessiz hüzün… Sabah olduğunda çoğu buhar olup uçuyor. Yazmazsam, sanki hiç yaşamamışım gibi geliyor bana. Bir duygu gelip geçmiş, bir düşünce içimden akıp gitmiş, bir an yüreğime dokunmuş ama ardında hiçbir iz bırakmamış gibi... Bu yüzden yazıyorum. Çünkü satırlar biraz da benim hafızamdır. Kaybettiklerime tuttuğum küçük, mürekkepli ağıtlar; geçip giden zamanın ardından bıraktığım sessiz işaretlerdir. Kâğıt hatırlıyor, ben unutuyorum. O yüzden yazıyorum; yokluğa bir mezar taşı dikmek için değil sadece, var olup geçen her güzelliğin izini zamana emanet etmek için. Belki bir gün dönüp baktığımda, unuttuğum kendimi yine o satırların arasında bulabilmek için. ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap
Karanlık Damlalar - Coğrafi Sıkıntılar
Coğrafi sıkıntılarım var; anla beni! Benim coğrafyamın çocukları, doğdukları gün ölü doğarlar. Yalnızca öldüklerini bilemezler. Kimse onlara söylemez... Hayatlarını bir gün bile yaşayamadan, güneşi görmeden ölürler. Tekstil fabrikalarının makine gürültüleri arasında karton bardakta çay, elde sigara, gecenin üçünde sessizce büyümeye çalışırlar... Yaşamak ve büyümek onların da hakkıdır. Lakin hak, hukuk kimin umurunda? Güneşe ulaşabilmek için bir Avrupalının bin katı çaba sarfederler. Fakat büyüyemezler. Güneşli günlere erişemezler. "Rağmen"lerle büyümeye çalışırlar. Para olmamasına rağmen, torpil-tanıdık-akraba olmamasına rağmen, ev olmamasına rağmen, iş olmamasına rağmen, evlenemesine rağmen... Liste uzayıp gider... Askerde fakir oldukları için dayak yerler. Birçoğu evden atılırlar. İşsiz kalırlar. Kredi kartı borcu bataklığına saplanırlar. Bahtsızlıklarından dem vururlar. Sanki bütün bu yaşananlar kendilerinin suçuymuş gibi hayıflanırlar. Oysa ki aynı coğrafyanın hemen kenarında erguvanlar içine doğanlar da yaşar. Fakat hayali bir duvar ayırır, hayatları ve hayalleri... Etrafında hep "Gel lan buraya!" naraları işitilir. Çok azı "Hoşgeldiniz beyefendi!" lafını duyar. Aileleri onlara uyuz bir köpeğin dişlerini adamın bacağına sımsıkı sapladığı gibi kesici ve delici sözleri saplarken elde sigara camdan dışarıyı seyrederler. Haksızlığa uğrarlar. Hep daha fazlasını verip hiç hakettiklerini isteyemezler... Yolları, doğdukları gün, eşkiya çeteleri, haçlılar, haçlı artıklarının zengin torunları, din bezirganları, politikacılar, yalancılar, televizyon sirki ve onun ucube oyuncuları, magazin maymunları, külhanbeyleri ve eli kanlı zalimler tarafından kesilir. Hayat onlara sağlı sollu tekme ve yumruklarla saldırırken, her gece yorgunluktan yatağa yığılırlar. Sıtmalı
Yeraltı Edebiyatı
Suçlu Kim?
Bugün bir şeyi fark ettim. Bazı insanlar kadınları ve kızları oldukları gibi değil, sadece hata yapmadıkları sürece seviyor. Ama bu sevgi mi gerçekten? Bence değil. Sevmek, bir insanı kusursuz olduğu için değil; hatalarıyla, eksikleriyle ve yanlışlarıyla da kabul edebilmektir. Ebeveynlik de böyledir. Çocuklar sadece doğru yaptıklarında değil, hata yaptıklarında da sevgi görmelidir. Erkek biriyle konuştu diye hata olmuyor, kadın bir erkekle konuştu diye hata oluyor. Erkek gece dışarı çıkınca normal görülüyor, kadın çıkınca eleştiriliyor. Erkek için görmezden gelinen şeyler, kadın için bir ömür boyu yargılanma sebebi olabiliyor. Bir erkek birçok ilişki yaşadığında çoğu zaman sessiz kalınırken, aynı şeyi yapan bir kadın için aşağılayıcı kelimeler havada uçuşuyor. Bir davranış yanlışsa herkes için yanlıştır, doğruysa da herkes için doğrudur. İnsanların karakteri cinsiyetlerine göre ölçülmemelidir. Bir de "kocaya kaçma" meselesi var. Aileler kızlarının kaçacağından korkuyor. Peki hiç kendinize şu soruyu sordunuz mu? İyi bir aile oldunuz mu da çocuklarınız sizden uzaklaşmasın? Herkes bunun aşk yüzünden olduğunu sanıyor. Oysa bazen mesele aşk değildir. Bazen mesele anlaşılmamak, dinlenmemek, sürekli baskı görmek ve kendini değersiz hissetmektir. Bazı gençler gözlerini kapatıp başka bir hayata koşuyor. Çünkü bulundukları yerde nefes alamadıklarını düşünüyorlar. Sonunun ne olacağını bilmeseler bile gitmeyi kalmaktan daha iyi görüyorlar. Bir kız evden kaçınca ona sövmek, onu aşağılamak kolaydır. Zor olan, onu o noktaya getiren sebepleri sorgulamaktır. Boşuna "Ev ilk okuldur." dememişler. Çocuklar en çok gördüklerini öğrenir. Siz onlara ne öğretirseniz, büyük ölçüde onu yaşarlar. Kadınlar kusursuz olmak zorunda değil. Kadınlar susmak zorunda değil. Kadınlar birilerinin namus
Reklam
Reklam