Bizim kavuşmayıp da başkalarının kavuştuğu şeyler, bize vereceği mutluluk kadar başkasına da veriyor mudur acaba? andrey voznesenski, daha açık ve üzüntüyle izah etmiş bu durumu: “ne korkunç, bir başına düşünmek şimdi seni, daha da korkunç, bir başına değilsen oysa...”
1000Kitap
her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize?acıyı görmeyen insan,umutsuzluğu yaşamayan,iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan,mutluluktan,umuttan,sevinçten ne anlar?göğü görmeden,denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?bir güz düşünün ki ömür hanım,ilkyazı olmamış,yazı yaşanmamış,böyle bir güzün hüznü hüzün müdür?başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak,bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir?yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir.Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe,alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman ,yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de ?
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bölüm 9°•○
VIII. Bedbinlik, Melânkoli Dervişine sahib çık ya Hazret-i Mevlâna İsterse yap ister yık ya Hazret-i Mevlâna Mevlâna, dervişine sahip çık; ister yap ister yık, her şey senin elindedir. ● Ey bâdbân-ı şevk açılmaz mısın yine Müstağrak-ı gammım haberin yok mudur senin Ey coşku yelkeni, yine açılmayacak mısın? Ben gam içinde boğulmuşum, bundan haberin yok mu? ● Bir gül’izar semtine pervaz etsene Ey andelib-i cân perin yokmudur senin Ey can bülbülü, o gül yüzlü sevgiliye doğru uçsana; yoksa senin kanadın yok mu? ● Üstünde yoğise yerin arz-ı hakikatin Altında bari hiç yerin yokmudur senin Gerçeğin yüce katlarında yerin yoksa bile, bari aşağıda bir yerin olsun. ● Hırmen-i derdü elem encümen-i firkat olan Mahrem-i bezm-i cefa çille keş-i gurbet olan Dert ve acının harmanında, ayrılık meclisinde yaşayan; cefa toplantılarının sırdaşı ve gurbet çilesi çeken kişi… ● Ağlamak oldu işim ben bu cihanda gülemem Dâmen-i vuslat ile seyl-i sirişkim silemem
Edebiyat
...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım? Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz düşünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de? Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından? Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım.
Eylül’üm insanın içi yanar mı içim yandı, Söylemiştim ya hani bu yaşıma kadar acımadığı kadar, hiç tatmadığım bir acıyla yandı içim diye. Arabadan inip kendimi ateşe vermek geldi. Canım çok yandı be Eylül. Göz göze geldim yandım bittim orda. Bir kere arasın istedim, Ben seninim, bekle beni desin istedim. Güzel gözlüm kolayı seçmedik, beni en iyi sen anladın, Ne olursun bu sefer de anla, seninim ben desin. Gelecem bekle desin istedim.. Onun için ölürüm derdim, ölürdüm de yine de beklerdim. Sana geldi sessizliğini anlıyorum dedi. Özür dilesem de geçmez dedi. Nasıl bir acı çektiğimi bilmese de, En azından canımın yandığını hissetti. Kendimi yalnız hissetmek istemezdim. Onları öyle bırakıp dönüp gitmek çok zor geldi. Gözlerimde hüzün vardı o günden önce, Yine içim kan ağlamıştı ama söylemedim ona, üzülmesin istedim. Üzmek de istemedim. Gözlerindeki hüznün sebebi benim dedi. Haklıydı oydu hüzünlerim. Hani birbirimizden alırdık gücümüzü dedi. O gece sessizce geçti, Ama sana da söyledi ya anlıyormuş beni, Anlamış, göz göze geldiğimiz anı almak istemiş.
[13.BÖLÜM] Eyleme Dökülmüş Bir Suçluluk: Amaranta Buendia Rebeca dışarıdan gelen köksüz bir figür iken Amaranta evin içinden - direkt ailenin merkezinden/tam da kalbinden - gelir. Bu yüzden onun travması dışarıdan bakıldığında daha örtülü, daha ahlâklı ve daha saygın görünür. Rebeca, bir sessiz travma, Amaranta ise bir eyleme dökülmüş bir suçluluktur. Amaranta Buendia’nın yapısı, insan doğasının paradoksunu apaçık deşifre eden ve psikanalitik çözümlemeye çok müsait olan bir roman karakteridir özellikle de Freudyen bakış açısıyla bakılırsa şayet. Amaranta, Rebeca gibi oral fiksasyon evrede değil anal evrede takılıp kilitlenmiş (fiksasyon) yaşamakta olup obsesif nevroza özgü bir tür kararsızlık hali - Nevrotik Tereddüt - yaşamaktadır: Kontrol-Yasak- Suçluluk üçgeninde duyguları sürekli gezinir. Obsesif Nevroz’un tipik bir tezahürü olan bu Nevrotik Tereddüt, kişinin bir arzuyu sürekli geciktirerek, erteleyerek veya bilinçdışı engeller üreterek eylemin önüne koyup arzuyu kilitlemesi halidir. Amaranta, anal karakter örgütlenmesi ve katı bir süperego yapılanmasının yetişkinlikte katılaşmış bir örneğidir. Freud’a göre; anal evre, çocuğun tutma–bırakma, itaat–inat, haz–ceza ekseninde benliğini kurduğu dönemdir. Çocukluğunda başlayıp yetişkinliğinde bu evrenin bir uzantısı olarak devam eden bir nevrotik tereddüt ve ambivalans yaşatır. İstemek-istememek arasında çelişkili tutumlar sergiler. Duyguyu, arzuyu, sevgiyi vermek yerine kendi içinde kilitli tutar. Kendini ve başkalarını sıkı denetler; özellikle kendi arzuları üzerinde oldukça acımasızdır. Amaranta’nın kendi elini bile isteye yakması, bilinçli bekâreti, evliliği reddetmesi, anal karakter yapısının içselleştirilmiş bir cezalandırma mekanizmasıdır. Amaranta için haz, bırakmakta değil
Edebiyat