Puan vermedi·388 syf.··
2026 87. kitabı
@seniorpicsso tarafından kaleme alınan Oleksa Yayınevi ile biz okuyuculara ulaşan #kalbiminçiçeği içeriği ile nahif bir okuma sunuyor. Kapağının güzelliğine değinmiyorum bile. Yazarın kaleminden okuma yapmayı sevdim sade ve anlaşılır. Ayrıca İslami mesajlar da veriyor satır aralarında ince ve hoş bir ayrıntı oldu benim için. Öğretmen anne babasını doğum gününde yedi yaşında kaybeden Kardelen'i teyzesi Hande büyütür o on üç yaşına kadar İskoçya'da yetimhanede müdür yardımcısı görevi üstlenen teyzesi aynı zamanda orada da yatılı ikamet etmektedir. Yurtta farklı ve sağlam dostluklar edinen Kardelen okulunda tanıştığı Azeri Çağın ile de iyi anlaşmaktadır. Bir gün yurtta yurt müdürü yaşlı kadın ve teyzesinin konuşmalarına tanık olan Kardelen'in hayatı tamamen değişir, yurda dönüş yapıp okul öncesi öğretmenliğini bitiren kızımız arkadaşlarıyla bağını koparmaz. Çağın ve dostları destekleriyle içimi sıcacık yaptı. Teyzesinin fedakarlığı örnek olurken, babaannesinin zalimliği ise şaşkına çevirdi. Tavsiye ederim, reklam değil. "Hüzün bu hayatta her zaman hüküm sürmezdi. Elbet mutluluk da gelirdi. Her çiçeğe, her insana..."
Kalbimin ÇiçeğiMeyse Arda · Oleksa Yayınevi · 20258 okunma
İnsandan kaçmak kolay, kendinden kaçabilirsen.
Puan vermedi·704 syf.··
2026 213. kitabı
Romana başlamadan gizemli bir cinayet bekliyordum ama suçun psikolojik yönüne bu kadar dokunacağını tahmin etmiyordum açıkçası. Suç nedir? Başkalarına zarar vermek mi yoksa kişinin ve toplumun vicdanına ters gelen herşey suç mudur? Suç işleme isteği kişide doğuştan mıdır? Yoksa fırsatını bulan herkesin suça eğilimi olabilir mi? Suçun cezası hapis, kürek cezası vesaire fiziksel zorlamalar mıdır? Yoksa kişinin vicdanının dayanılmaz bir ağırlıkla tepesine binmesi mi? Romanın ana kahramanı Raskolnikov ilginç bir karakter. İşlediği cinayet para için mi, hastalığından mı, öldüreceği kişinin yaşlı ve topluma faydasız olduğunu düşünmesi mi? Ya da hepsi birlikte mi cinayete sebep olmuştur? Aslında niyeti ilk aşamada para olsa da sonrasında iç sesi ve hisleriyle karşı karşıya kalınca çaldığı paraları dahi ne saymıştır ne de kullanmıştır. Kitaptan benim anladığım tek cümle ile En büyük mahkeme insanın kendi vicdanıdır orda aklanmayan rahat edemez. Dostoyevski müthiş bir yazar, eseri de kendi gibi tâbi. Derler ki: Kısa bir mutluluk döneminden sonra büyük romancı ölünce, cenaze töreninde eşi Anna’ya, “Çok genç bir kadınsınız, yeniden evlenecek misiniz?” diye sordular. Anna bu soruyu, müthiş bir karşı soruyla yanıtladı: “Dostoyevski öldü, Tolstoy ise çok yaşlı. Dünyada evlenecek başka erkek var mı ki?” Suç ve Ceza Fyodor Dostoyevski
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,6bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·376 syf.··
2026 2. kitabı
Savaş ve Açlar Başkasının başına gelenleri neden yüreğimde daha çok hissediyorum? Bu his, kendime olan saygımın ve benlik duygumun zayıflığını mı çarpıyor yüzüme? Epeydir, doğrusunu söylemek gerekirse çokça yıldır; belki de kendimi bildim bileli başkası önce gelirdi kendi varlığımdan. Nedenini düşünmekten yoruldum, istemiyorum artık bunu düşünmeyi. Benliğime, ötekine ve ikisinin omuz vererek şekillendirdiği hayat denilen şeye yönelttiğim kavrayışımı keskin bıçaklarla kesmek, kanatmak istemiyorum artık. Çok kanadım. Böyleyim işte; ister kendime saygımın olmadığını açığa çıkarsın bu özgecilik ister merhametimin özümü delip mahvedecek büyüklükte olduğunu, irademin ise nefesime dahi kuvvet veremeyecek cılızlıkta olduğunu söylesin bana, umurumda değil artık. Dünyayı böyle görmeye eğilimliyim ve ne yaparsam yapayım bu değişmeyecek. Yaşadıkça, umut edip umuduma ihanet ettikçe öğreniyorum. Başkasına yönelmiş bu adanmışlık hali; kendi duygularıma, hislerime, korkularıma ve insana dair her türlü duygu durumuna kendini layık görmeme tehlikesini içinde barındırıyor bence. Acı, başkasının acısı olduğunda onarılmaya değer oluyor. Mutluluk, ancak başkasına yaraşıyor; sevgi, ancak ötekine yöneldiğinde anlam kazanıyor sanki. Peki ya ben? Ben, benliğim, özüm nerededir bunca hengamenin arasında? Bana layık bir sevgi, bir hikâye, bir aşk, bir hüzün, bir öfke ve bir heyecan yok mudur? Varmış. Hasan İzzettin Dinamo ile öğrendim. İnsanın hikayesi Rus yazarlar anlatınca özeldi bu zamana kadar. Yalnızca o büyük Moskof yazarlar anlatabilirdi sanki varoluşa haykırılan büyük trajedileri. Yalnızca Fransızlar destansı bir romantizm yazabilirdi hayatımızı uğruna adayabileceğimiz bir masal uğruna. Sadece İngilizler bilebilirdi nezaketi, nükteyi, büyük ama temkinli iştahları. Öyle değilmiş, savaşın
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,210 okunma
Ütopya maskeli distopya
9/10
·40 syf.··
Beğendi
·
2026 70. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 16:42
Bir kasaba düşünün; çocuğundan yaşlısına, erkeğinden kadınına, içinde ne kadar insan barındırıyorsa herkes mutlu. Geçim derdi, eğitim, yaşama sancısı gibi olgular yok. Savaş yok, herkes barış içinde. Herkes müthiş mutlu, bahçelerdeki otlar bile daha bir yeşil, gökyüzü daha bir mavi, güneş daha bir kızıl. Şehri oluşturan her detay kusursuz bir güzellikte. Rüyalarımızda görebileceğimiz türden, fazla ütopik. Böyle bir kasaba anlatıyor bize Ursula. Ve o kadar ballandıra ballandıra anlatıyor ki o kasabaya gitmek istiyoruz okurlar olarak. O şehirde ağaçlara konan kuşları bile merak ediyorum, ötüşlerinin, renklerinin güzelliğini. Birbirinden coşkulu çocukları, huzur dolu insanları. Bu kasabada gerçekleşecek bir festivalle başlıyor kitabımız. Festival hazırlıkları ve detaylar öyle güzel ki, ömrümüzde tek bir an yaşama hakkımız olsa, o festivale katılma hakkı isterdik, o derece. Her yerde cümbüş, alan; festivali bekleyen, birbirinden farklı özellikleri olan insanlarla dolu. Ancak Ursula severler bilirler ki, bu kadar mükemmellik, bu derece ütopik detaylar onun kalemine aykırı. Okurken her an kötü bir şeyle karşılaşacağımı, karanlık bir detayın bütün bu güzel sahneleri def edeceğini tam düşündüğüm sırada; Ursula bir çocuktan bahsetmeye başlıyor. Bu çocuk bir apartmanın kilitli bir odasında kalıyor. Odası üç adımlık boyutta, yani kafeslerde bekletilen hayvanlar gibi, hareketi korkunç kısıtlı. Bu çocuğun detayları daha da korkunç, o pis odada pencere yok, gün ışığı yok, yaşam şartları berbat. Kendisiyle konuşulması yasak, iyi davranılması yasak. Alan darlığından dolayı dışkısının üzerine oturuyor ve pislikte oturmaktan bacakları yara bere içinde. Bu güzel kasabayı tasvire devam ederken yazarımız, kasabadaki refahın bu çocuğun kilitli kalmasına bağlı olduğunu söylüyor ve hikaye
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 202639 okunma
Puan vermedi·56 syf.··
2024 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Eylül 2024 16:02
Mutlu olmak, mutlu yaşamak mümkün müdür? Schopenhauer'in radikal kötümserliği, onun felsefesini mutluluk düşüncesiyle bağdaştırma girişimlerini daha doğmadan boğar. Schopenhauer'e göre yaratıkların en mutsuzu insandır ve her türlü oluşun kaynağı olan irade, dünyadaki bütün kötülüklerin çıkış noktasıdır. Dünya kötü bir yerdir ve kötülüğünün en belirleyici yönü, acı ve mutsuzluğun her yerde hazır ve nazır oluşudur. Mutlu Olma Sanatı, iyimser dünya görüşüne karşı çıkan ve yaşadığımız dünyayı olası dünyaların en kötüsü sayan Schopenhauer'den umulmadık bir kılavuz. Adını felsefe tarihine kötümser olarak yazdıran filozofun bu küçük kitabı, mutluluğa ulaşma çabası olarak hayata dair pratik bir felsefeyi de olanaklı kılıyor.
Mutlu Olma SanatıArthur Schopenhauer · Can Yayınları · 202017,8bin okunma
Puan vermedi·325 syf.··
2026 4. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 20:20
Kitap , bizim gözümüze sokmadan, bu böyledir demeden ustalıkla bir çok konuya değiniyor. Öncelikle ilk sayfalarda karşımıza, bizi acaba yanlış basım mı şüphesine sürükleyen yazım hataları çıkıyor. Kitap ilerledikçe bu yazım hataları kaybolmakla beraber yazım dili de daha katmanlı bir hal alıyor. Burada yazım ve konuşma dilinin bizim zihnimizin sınırlarını gösterdiğini de gözlemlemekteyiz. Charlie'nin sadece yazım dili değişmiyor elbette ki , artık yazdıklarından öz farkındalığın geliştiğini , varoluşsal sorgulamalar yaşadığını , yalnızlaştığını da görüyoruz . Ameliyat öncesinde arkadaşı sandığı herkesin onu aslında sandığı gibi sevmediğini onunla dalga geçtiğini fark ediyor . Bunun farkındalığı arttıkça icindeki öfke ve yalnızlık artıyor . Bütün bunlar yaşanırken Charlie'nin zekası gün geçtikçe hızla artıyor , ancak duygusal olarak olgunlaşma hızı bu eğriyi yakalayamıyor. Charlie'nin zihni bilgiyi işliyor ancak travmalarını, insanların zalimliğini, çocukluk anılarındaki yaralarını, aşağılandığı zamanları işleyemiyor. Charlie'nin çocukluğuna dair anılarında annesi tarafından koşullu sevildiğini görüyoruz, dolayısıyla da sevilmediğini. Annesi onu oldugu haliyle kabul etmiyor ve onda kitapta da gördüğümüz bir çok yarayı oluşturuyor. Ve bunun doğal getirisi olarak da annesi ile yüzlestiğinde dahi hâlâ onun onayını aradığını görüyoruz. Gel gelelim Algernon'a . Algernon, charlie'den önce bu ameliyatın denendiği ve en uzun süre zeki kalan faredir. Profesörlere gore bu fare sadece bir denektir, aynı charlie gibi . Bunu kitapta Charlie'nin isyanlarında çokça görmekteyiz. Ben ameliyattan once de insandım simdi de insanım , sadece laboratuvar verilerinden ibaret degilim der. Bu şekilde bilimin insanı indirgeyen yaklaşımını elestirir . Algernon bir yandan da Charlie'nin
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202537,1bin okunma