Yaşamımız diyorum, zaten bulanık bir su gibi, niçin onu daha da bulandırmak ? Biliyorum, kaçınılır gibi değil artık... Bir yol göründü bana da, bir süre bu yolun üstünde yürüyeceğim. Hatırlamanın değerini - hele bugünkü durumum gözönünde tutulursa- küçümseyebilir miyim hiç? (Bu alçakgönüllülük değil, iyi düşünün; bunda kendini beğenmişlik var.) Hatırlamanın değerini düşünüyordum ki mektuplarınız geldi, Milena. Nasıl anlatabilirim bilmiyorum; bir adam var, ölüm döşeğinde uzanmış, kirli, pis... Birden meleklerden en iyisi geliyor: Azrail ! Bu adam ölümü sınayabilir mi ? O kadar cesur değil ; sırtını dönüyor , daha da çok gömülüyor yatağına. Ölemez artık, olacak şey değil bu. Şunu demek istiyorum : Yazdıklarınıza inanmıyorum Milena , inandıramazsınız da beni! - O gece Dostoyevski'yi de kimse inandıramazdı- benim hayatım ise bir gece sürer, kendimi kendim inandırabilirim belki.