Çocuk savaşta da çocuktur. Erkenden büyür, olgunlaşır belki, ama çocuktur. Kurşunların öldürme özelliğine değil, renklerine takılır gözü. Bombaların ne olduğunu öğrenmek zorunda bırakıldığı halde, oyun diye sonradan parçalarını toplar. Aç susuz kalır, ama askerin yırtık çorabına güler. Unutur, savaş olmadan bir hayat nasıldır unutur ve muzu soymadan yemeğe çalışır. Bir tüfekle bütün savaşı kazanabileceğini düşünür. Oyuncak silahlarla düşmanı yenebileceğini sanır. Korkmaz etmez, "Geri döneceğim," diye söz veren babasına sonuna kadar inanır, onu kahraman olarak görür. Fakat en küçük bir sesi bomba sanıp yere atar kendini. Titrer, köşeye saklanır, bomba onu orada bulmaz diye inanır. Anlamaz, düşman nedir, bir insan başka bir insanı nasıl öldürebilir, neden kimse yardım etmez, anlayamaz. Sonra zaman geçer... Dünyanın her yerinde öyle, bombalarla bir hayat olduğuna inanmaya başlar. Onu normal kabul eder ve isyan etmez.
(...) Bosna Hersek halkı, her ne kadar acımasız bir savaş yaşamış olsa da, acınacak bir halk değildir. Bosna Hersek halkı, tüm zorluklara rağmen ayakta kalabilmiş, pes etmemiş kahraman bir halktır.
Bazı insanların Bosna-Hersek'te yaşanmış savaşı, dağlarda geçen çatışmalar olarak düşündüklerini gördüm. Oysa orada yaşanan savaş, onun çok daha ötesindeydi. Şehirde sivillerin her gün, her saat hissettikleri bir savaştı.
Kuşatma altında olduğumuz için o zaman bu durumun çok da farkında değildik, ama bugün biliyorum, acımızı paylaşan nadir insanlardandı Türk insanı. Aynı zamanda savaştan sonra hayatın normal olabileceğini bana gösteren de Türkiye'ydi. Kapılarını açtı, tekrar çocukluğu geri verdi. İşte bu yüzden bu kitabı Türkçe yazmaya karar verdim.