Temeli “değişmezlik” olan din giysisi, gelişen yaşamın, çağımızın giysisi olamaz. O giysi, bu gövdeye olmaz. Olmadığı, olamadığı için Türkiye Cumhuriyeti’nde “Laik Yasa”lar kabul edilmiştir. Bu yasalardan ödün vermemek gerekir. Ödün verildiği zaman işin içinden çıkılamaz. Mollanın biri kalkar; “din hükümlerini, kuran’ın hükümlerini gösterip uyulmasını” ister. Uymayanları da din adına cezalandırılmasını ister, “nerede bulursanız öldürün”. Humeyni’nin İran’da yaptığı budur.
Laik kafa, özgür düşünür düşündüğünü de özgürce ortaya koyar, öyle olması gerekir. Falanca dinin filanca kutsalları inciniyor mu? incinmiyor mu? hesabıyla fikirler sınırlandırılamaz. Bu tür sınırlandırmaları kabul etmek çağdaşlıktan uzaklaşmaktır. Bunu isteyen din, İslam olabilir. İslamın bu sınırlandırmayı istemesi doğaldır da. Yeryüzündeki dinler içinde, Yahudilik ve İslam, yaşamın her alanına el uzatmıştır. İnsanlara “benim kurallarıma göre yaşayacaksınız” der; ülkeyi yönetenlere de “siz elinizi çekin, ben yöneteceğim” isteğini yöneltir. Kurallar “kesin”dir.