İngilizler 16 Mart 1920'de İstanbul'u resmen işgal ediyorlardı, 15-21 Mart tarihli İngiliz gizli istihbarat raporu, bu işgalden ve başkentteki Türk vatanseverlerin ezilmesinden Padişah Vahidettin'in çok memnun kaldığını kaydediyordu.
Dağda ise, kim bilir, hangi kurşunla vurularak, asi diye cesedim bir köşeye atılacaktı. Fakat memnun idim. Çünkü şimdiye kadar memlekete esaslı bir fayda temin edemeden, ölüme mahkum olup ömrümü vatanın selameti yolunda sarf edecektim. Dolayısıyla, elbet bir gün gelecek, beni rahmetle yad edenler bulunacaktır.
Cephede İstanbullu bir başçavuştan başka okuma-yazma bilen yoktu. Cephede ders ve talim yapılacaktı. Asıl şaşkınlığım ikinci derste oldu. Sualler soruluyordu ancak cephedeki Osmanlı Türk askerleri hangi milletten olduklarını bilmiyorlardı.
- “Biz hangi milletteniz?” diyince her kafadan bir ses çıktı.
- Biz Türk değil miyiz? diye sorunca hemen;
- Estağfurullah!….. diye karşılık verildi.
Türklüğü kabul etmiyorlardı. Halbuki biz Türk’tük. Türklük için savaşıyorduk.