Sırtını dayayabileceği bir babaya öyle ihtiyacı vardı ki, yıllar boyu ördüğü bütün duvarları kendine baba diye ördü. Her ördüğü duvarın önüne çöküp yaslanır ve bir yorgunluk sigarası içerdi.
...
(Sırtındaki) o elin yokluğunu tuğlalarla, duvarlarla doldurmaya çalışırdı. Ama ördüğü hiçbir duvarı yanında taşıyamazdı.
Açıkçası bir Türk edebiyatı düşkünü olarak bu tarz kitapları okumak benim için zor, klasik bile olsalar. Kaldı ki yazarın anlatım tarzı da çevirmenin üslubu ve yer yer devrik cümleleri de hiç hoşuma gitmedi. Herkesin ayıla bayıla okuduğu ve methiyeler düzdüğü eser hakkında benim düşüncelerim çok pozitif değil. Elbette belki de henüz içinde bulunduğum yaş veya dönemde de böyle düşünmüş olabilirim. Kitabın anlattıklarına gelirsek Buzzati hayatıma önemli bir tabir kazandırdı. Bence hepimizin hayatında bir Tatar Çölü var. Ufacık da olsa bir umutla, inatla beklediğimiz bir şey ya da bir yer belki. Yani esasında konu ilgi çekici ama anlatılışı çok tutmadım şahsen. Olaylar içerisinde de gerçekten etkilenerek okuduğum ve kendimden bir parça bulduğum tek kısım ise Drogo'nun ilk izninde anne evine döndüğü kısımdı. Genel olarak ne keşke okumasaydım ne de iyi ki okudum diyeceğim bir kitap. Hayatınız ve varoluşunuz üzerine karamsar fikirleriniz var ya da kötü bir ruh halindeyseniz hele kesinlikle uzak durun derim.