Lambanın sarı ışığı omuzlarına vuruyor, çaydan yükselen buğu yüzünü yarım bırakıyordu. Dışarıda şehir kendi gürültüsüne gömülmüşken, içeride yalnızca duvar saatinin yorgun sesi vardı. Ve sen, hiçbir şey söylemeden pencerenin önüne oturmuştun. İnsan en çok da konuşmadığı şeylerin içinde büyür zaten.
O gece sana bakarken şunu düşünmüştüm: Bazı insanlar hayatımıza cevap olmak için değil, içimizde sonsuza kadar kapanmayacak bir soru bırakmak için geliyor.
Ve belki aşk dediğimiz şey de buydu ,,, birbirinin karanlık odasına saygı duymak.