Bugünkü sevincim
Bugün kütüphaneme yedi tane daha kitap aldım,içimde duyduğum hazzı anlatamam; gerçi daha okumaya başlamayacam ama olsun iyi geldi bana enerjimi yükseltti sizlerede tavsiye ederim…
Duygular
Et kemikten uzaklaştıkça tatsızlaşır...
Bana bazen periyodik, bazende belli belirsiz değişik zamanlarda musallat olan bir rüyadan daha doğrusu rüyanın ısrarcı bir şekilde muhtemel göreceğim diğer rüyaların yerini almasından bahsetmek istiyorum. Amacım rüyalarımdan bahsetmek değil aslında, rüyalarımı esinleyen olay hakkında konuşmak ama 13-14 yaşlarında yaşadığım bir olayın neden rüyalar yoluyla bana bu kadar ısrarcı bir şekilde musallat olduğunu anlamak güç. Verilmek istenen bir mesaj varsa bile ne mesajın alıcısı bu konuyla ilgeliniyor artık, ne de ilgilense bile bu konuda yapacak bir şey var. Bana değişik versiyonlarıyla görünen, rüyalarımın esinlendiği yaşadığım olay kısacası şöyle. Yıl 1993, ortaokul 3.sınıf öğrencisiyim. Aynı sınıfta olduğum Hatice Evirgen'e aşık olmuşum ve ergenliğin verdiği tüm tecrübesizlikle onu her şey sanıyorum, her şeyde onu görüyorum ve onsuz bir hayat düşünemiyorum. Onsuzlukla yaşamaya isyan edip açılmaya karar veriyorum ama bunu kuşağımın muzdarip olduğu özgüven eksikliğinin banada sirayet etmesi yüzünden sözlü olarak değil, yazılı olarak yapıyorum. Bir mektup yazıyorum, şöyle seviyorum böyle seviyorum, sensiz bir dünya tahayyül edemiyorum, ne olursun benimle ol, gibi bugün ağza almaya utandığım daha bir sürü şey. Ve tenefüste mektubu ona veriyorum ve hemen yanından uzaklaşıyorum. Bekliyorum bekliyorum. Bir cevap yok. Lan diyorum eğer istemiyorsa yazardı, galiba utanıyor diyerek tüm iyimserliğimi koruyorum, hatta korumuyorum zira buna korumak denmez, adeta yaratıyorum iyimserliğimi. Bekle bekle yine cevap yok, bu bekleyişi hayra yorup, iyimserliğin verdiği bütün özgüvenle gidiyorum Hatice'nin yanına. Eee diyorum, cevabın.. Yüzüme bakıyor, şöyle tepeden tırnağa bana bir göz gezdiriyor ve cevabım hayır, olmaz diyor. Sebep diyorum, çok saçma bir soru sormuşum gibi gözlerini
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
HÜRREM SULTANA
Bu Şiir Kanuni Sultan Süleyman tarafindan Eşi Hürrem Sultana yazılmıştır Celîs-i halvetim, varım, habîbim mâh-ı tâbânım Enîsim, mahremim, varım, güzeller şâhı sultânım Hayatım hâsılım,ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim Bahârım, behçetim, rûzum, nigârım verd-i handânım Neşâtım,işretim, bezmim, çerâğim, neyyirim, şem'im Turuncu u nâr u nârencim, benim şem'-i şebistânım Nebâtım, sükkerim, gencim, cihân içinde bî-rencim Azîzim, Yüsuf`um varım, gönül Mısr'ındaki hânım Stanbûlum, Karaman'ım, diyâr-ı milket-i Rüm'um Bedehşân'ım ve Kıpçağım ve Bağdâd'ım, Horasânım Saçı  mârım, kaşı yayım, gözü pür fitne, bîmârım Ölürsem boynuna kanım, meded hey nâ-müselmânım Kapında,çünki meddâhım, seni medh ederim dâim Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbi'yim , hoş  halim! Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman'ın mahlası) Bugünkü dille; Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ayım, Can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım. Hayatımın, yaşamımın sebebi Cennetim, Kevser şarabım Baharım, sevincim, günlerimin anlamı, gönlüme nakşolmuş resim gibi sevgilim, benim gülen gülüm, Sevinç kaynağım, içkimdeki lezzet, eğlenceli meclisim, nurlu parlak ışığım, meş’alem. Turuncum, narım, narencim, benim gecelerimin, visal odamın aydınlığı, Nebatım, şekerim, hazinem, cihanda hiç örselenmemiş, el değmemiş sevgilim. Gönlümdeki Mısır’ın Sultanı, Hazret-i Yusuf’um, varlığımın anlamı, İstanbul’um, Karaman’ım, Bütün Anadolu ve Rum ülkesindeki diyara bedel sevgilim. Değerli lal madeninin çıktığı yer olan Bedahşan’ım ve Kıpçağım, Bağdad’ım, Horasan’ım. Güzel saçlım, yay kaşlım, gözleri ışıl ışıl fitneler koparan sevgilim, hastayım! Eğer ölürsem benim vebalim senin boynunadır, çünkü bana eza ederek kanıma sen girdin, bana imdad et, ey Müslüman olmayan güzel sevgilim. Kapında, devamlı olarak seni medhederim, seni
Şiir
Aşk kafiyesinin bir adı da işte buydu !..
Aşk, benim geçmiş sevincim ve bugünkü acımdır. Albert Camus
Bu güzel insanlar...
FETHİ GEMUHLUOĞLU'NUN OĞLU ALİ'YE MEKTUBU 10 Eylül 1977 Belde-i Tayyibe Azîz oğlum, Sen benim umudum, mutluluğum, şifâ ve dermanım, yaşama gücüm, yaşama sevincim ve kavgamın devamısın. Bir bayrak koşusu içindeyiz. İmânımı, inancımı, fikirlerimi sen ve o can kardeşin Selman ebediyete dek devam ettireceksiniz. Mektupların içimi donattı. Işıdım, aydınlık kesildim. Sen benim fikir arkadaşım ve asıl daha mühimmi yolda yoldaşım, tarikat kardeşimsin. Hem torunlarım ve yine yolda yoldaşlarım olmalarını niyaz ettiğim Alişan ve Alican’ın babasısın. Sen özlemini çektiğim Türkiye’ye Anadolu’nun masum, zulme ve kahra uğramış insanına hizmet edeceksin. Bu hizmetten bir ibâdet ahlâkı çıkaracaksın. Bugünkü Leyle-i kadr; âlem-i İslâm’a mübarek olsun. Yalnız insanların değil, kurdun-kuşun, dikenin, otun da hakkını görüp gözetesin. Oradaki ağabeylerine şükran duygularını benim adıma da ifâde et. Hepsinin Ramazan Bayramlarının kutlu ve mutlu olmasını dilerim. Onların bayramları doktoralarını verdikleri gün tecellî edecektir. Şimdi ârefe’yi yaşıyorlar. Bu nâçiz kanaatimi onlara söylemeni rica ediyorum. Ayrıca belirteyim ki «Mü’minin her nefesi bayram’dır.» «Bayramım imdi, bayramım imdi. Bayram ederler, yar ile şimdi» buyuruyor Hacı Bayram Sultan. Bayram tevhid’i kutlamaktır. Tevhid’e şükürdür. Tevhid’i hamd ve senadır. Bu konuyu çok uzatmak istemiyorum. Sana senelerce sonra bir itirafta bulunayım Ali kardeş. Ben içimdekileri muhafaza etmek, onları gizlemek için başka şeyler konuşarak gevezeliği seçmişimdir. Bu konuyu da edeble kesiyorum. Bu seyahatin para ile, dünya malı ile ölçülemiyecek kadar iyi ve yararlı oldu. Bana, bize bu gerekli idi. Bu başarıldı. Sana teşekkür ederim oğlum. Dönüş gününe dikkat et. Grevler veya herhangi bir mani senin dönmeni geciktirmemelidir. Sen bu