Bir anda ılık bir yağmur başladı. İkisi de önce karanlık peçesini açan dolunaya, sonra gecikmiş bir yakınlaşmayı keşfetmiş gibi birbirlerine baktılar. Bir an yükselip göğe ağacağını sandı Gülabi, dudaklarını İpek Böceği’nin uçuklarla dolu dudağına yapıştırdı. Yağmur o anda durdu. Onu uzun uzun öperken bundan sonra hiçbir şeyden eskisi gibi bir tat almayacağını biliyordu. Ağzının içini kaplayan incecik zar renk değiştirdi. Çividi gecenin diline bir şarkı dolanmıştı, tüm ağaçlar gölgeleriyle birlikte eşlik ediyorlardı bu şarkya. Gülabi dudaklarını geri çekip sevdiğine gülümserken yağmur yeniden başladı.