Kara Kule serisini dün akşam bitirdim (şans eseri Kule kitabını tam 19 günde bitirmişim). Hikaye, Susannah'nın Şarkısı'nda bıraktığımız yerden devam ediyor ve olaylar hızla gelişmeye başlıyor. Ancak bu son kitap, birçok kaybı da beraberinde getiriyor. Bu kayıplar içinde beni en çok etkileyen ise Jerusalem's Lot'un eski rahibi Donald Callahan oldu. Verilen kayıpları olduğu kadar diğer bir yandan hikayeye yeni karakterler de ekleniyor; örneğin, Maça Kızı'ndan tanıdığımız Ted ve Uykusuzluktaki Patrick. Ayrıca Büyücü ve Cam Küre'den bildiğimiz Sheemie de burada bir kırıcı olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın anlatım kalitesi serinin diğer kitaplarında olduğu gibi (Üç'ün Çekilişi'ni saymazsak) harika. Ama şunu söylemeliyim ki, bu kitapta beni hayal kırıklığına uğratan en büyük etken Mordred karakteri oldu. İki kitaptır bahsi geçen (Calla'nın Kurtları'nın bir kısmı ve Susannah'nın Şarkısı'nın neredeyse tamamında), dünyaların sonunu getirecek, evrene hükmedecek ve Kızıl Kral'ın yerini alacak gibi ithamlarla öne çıkarılan bu karakter, aslında kitap boyunca birkaç insanı ve bir Hantal Billy'yi öldürmekten ileri gidemedi. Pek çok şey başarabilme potansiyeli olan bu karakter bence bu kitapta net bir şekilde harcandı. Bunun yanı sıra Ka-tet'in bozulmuş olması da gerçekten üzücüydü. Fazla uzatmadan kitabın son kısmına geçmek istiyorum.
Roland, Patrick'in yardımıyla Kızıl Kral'ı alt ettikten sonra Kule'ye doğru ilerlemeye başlar ve Can'-Ka No Rey'in kutsal topraklarına adım atar. Bu noktada hikaye kısa bir süreliğine durur ve biz, Susannah'la birlikte New York'a döneriz. Eddie, Jake ve Susannah burada yeniden bir araya gelirler ve kavuşmalarının mutluluğunu yaşarlar. Tam her şey huzurlu bir sona ulaşmış gibi görünürken hikaye tekrar duraklar ve bu sefer Stephen King, okuyucuya
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!