İnsanlar birbirlerini kandırıyor, tuhaf bir şekilde kandırdıklarının ve kandırıldıklarının farkında değilmiş gibi yaşıyor, kimse de bundan gocunmuyordu. Bu şen şakrak, parıltılı, su katılmamış güvensizlikler insan yaşamının en derinlerine işlemiş gibi hissediyordum. Karşılıklı kandırmacalar pek umrumda değildi; sonuçta ben de sabahtan akşama türlü soytarılıklar yaparak insanları kandırıyordum.Ahlak bilgisi kitaplarında okuduğum adalet kavramına ve etik değerlere ise zerre ilgim yoktu. Ben sadece bütün bu dalavere içinde kandırarak ve kandırılarak şen şakrak, parıltılı, su katılmamış hayatlar yaşayabilen veya yaşayabileceğine inanan insanları anlamakta zorlanıyordum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İşte bunu anlayamıyordum; insanlar kendilerini öldürmüyor, çıldırmıyor, siyaset hakkında tartışmaya devam edebiliyor, umutsuzluğa düşmüyor ve varlıklarını devam ettirmek için ellerinden geleni yapıyorlarsa çektikleri acılar gerçek olabilir miydi?
Seyirci-alıcının, ürünü edindiği zaman erişeceği durumuna bakarak kendini kıskanması beklenir. O ürünle, başkalarının kıskanacağı bir nesne durumuna dönüştüğünü düşünmesi amaçlanır. Bu kıskançlık, onda kendini beğenme duygusunu güçlendirecektir. Bunu başka türlü de anlatabiliriz: reklam imgesi alıcıdan, aslında onun kendisine karşı duyduğu sevgiyi çalar; sonra da bu sevgiyi ona, alacağı ürünün fiyatına yeniden satar.