Ne zaman bıraktık insanlığımızı?
Ne zaman bu kadar korkar olduk
birbirimizden?
Oysa, oysa daha dün elma şekercisinin peşinden koşardık özgürce.
Sesin geldiği yönü anladığımızda ardımıza bakma gereği duymazdık.
Sonra hatırlar mısınız saklambaç saatlerini?
Ille de akşam karanlıkta oynardık ki daha geç sobelenelim diye , korktuğumuz tek şey aniden fark ettiğimiz gölgemiz olurdu.
Bir de zillere basıp basıp kaçmalarımız vardı bizim, hani şu anne günlerinde konuşulan.
En fazla kulağını çekerim seni diye tehdit edilirdik ama bilirdik çekilmezdi o kulaklar hiç.
Büyümek için acele edişlerimiz vardı bir de,
Birbirimizin evine daha rahat gidelim; gece daha geç girebilelim diye!
Ne oldu peki şimdi?
Umduklarımiz mı yanlıştı , hayallerimiz mi olmazımızdı?
Sokaklar neden böyle korku filmlerine döndü bir anda?
Zamana mı suç atmali şimdi, yetiştirilme biçimine mi?
Insanın icin de mi aramalı kusuru , doğanın kucağında mı?
Bu soruların cevabı belki mümkün değil ama, birşey biliyorum bugüne dair.
Özür borcumuz var oynamayan çocuklara, rahatca gezemeyen hayvanlara , ekmek kavgasına düşen babalara...
Elimizden gelen sadece özür, tüm bu acılara katlanan kalplerinizden...