“Irkçılık cahilin sığınağıdır. Bölmek ve yok etmek ister. Özgürlüğün düşmanıdır” der Pierre Berton. Fakat geçmiş cehalete sığınan canilerle, insanca yaşamak uğruna özgürlüğünü dahi feda edebilen iyi insanları anlatıyor. Kimi, özgürlüğü için öyle mücadeleler veriyor ki, güçlülerin sefil hayatları itibar görmezken, tarih sadece güçsüz gibi görünen o devleşen eşsiz insanların hikayelerini yazıyor.
1930’ların Güney Afrika’sı… Barbara Mutch nesilleri, ırkları ve kimlikleri farklı ancak nadir görülen derinlikte bir dostluğa dayanan bir kaderin birleştirdiği iki kadının, destansı hikayesini anlatıyor. Koca bir ömrü gözyaşları içinde, dizi izler gibi merakla okutuyor.
II.Dünya Savaşı, ırkçılık, sömürü ve bir dolu şiddet içindeki bir zamanda bunlardan habersiz küçük kızın yaşam mücadelesi. Yanlış yerde, yanlış ülkede ama doğru bir evde doğan siyahi kız, Ada. Ada karakteri, patronlarına olan sarsılmaz sadakatinin ve şehrin kenar mahallelerinde yaşamasına neden olan naifliğini gördüğümüz çok karşılaşmadığımız bir karakter. Ve emin olun hikayesi burada yazdıklarımdan çok fazla, derin, ilham verici. Cesareti, sıkıntılar karşısındaki gücü aynı zamanda beyaz kültürle temasında edindiği tüm bilgisi, kendisini şahsen bulmasına yardımcı olan silahlar oluyor onun için. Bu kitap iki dünya, iki kültür, iki hayata bakış arasında çarpıcı bir karşıtlığı gösteriyor ve Ada bu iki kültüre köprü kuran harika bir güç oluyor. Bir hayat dersi gibi okumaktan çok keyif aldım ve herkesin okumasını dilerim. Christine Sarıkaya çevirisi ve Yunus Karaaslan kapak tasarımıyla.
İnsanın, doğanın unsurlarından ve vahşi hayvanlardan daha tehlikeli olduğunu kanıtlayan bir kitap. McGuire'ın hikaye anlatımı ise temel unsurlara odaklanıyor, hayatta kalma mücadelesi, kimlik ihtiyacı ve dünyada bir konum arzusu.
On dokuzuncu yüzyılda Kuzey Kutbu'na yapılan bir balina avcılığı seferi, mürettebat arasında gözden düşmüş bir İrlandalı cerrah, sigorta dolandırıcılığına niyetli bir kaptan ve bir seri katil var. Ne hoş bir ekip değil mi?
Psikopat mürettebatıyla olup biten kurguyu detaylandırmada, etkileyici kelime hazinesi ile ilham dolu bir yazarla tanışmış oldum. Mesela yazara dilinin etkileyiciliği konusunda şöyle seslenebilirdim, ‘Ah, bu sayfalardan sızan feküllü, mefitik ve gürültülü kokular.’ Çünkü kitabı bitirdikten sonra koku ile ilgili ilginç kelimeler keşfettiğimi itiraf etmeliyim.
İnsanı en temel haliyle, vahşet ve nihilizm, kan ile gözü kara bir şekilde ele alıyor yazar. Bazı bölümleri sindirmesi çok güç ve her türden insanın karışımı olan o gemideki karakterleri ve barbarlıklarını unutmak hiç mümkün olmayacak gibi. Buna rağmen McGuire, çok karakter ve terminolojiyle kafanızı karıştırmıyor bu yüzden okuma su gibi akıyor. Yirmi dakika önce bitti ve içim sızladı. Dolu dolu bir arkadaş, dizisi de yapılmış sanırım. Fakat bu ultra yüksek okuma deneyimimden sonra izleyeceğimi hiç sanmıyorum.
Begüm Kovulmaz çevirisiyle.
Kuzey SularıIan McGuire · Doğan Kitap · 201762 okunma