Fransız yazar Raymond Roussel’in başyapıtı Locus Solus, sürrealist (gerçeküstücü) bir eser ve kesinlikle benim de okuduğum en tuhaf, sıra dışı ve ilginç metin.
Eser, Martial Canterel isimli zengin ve alışılmışın oldukça dışında araştırmalar, bilimsel çalışmalar yapmaktan hoşlanan ve yine çok sıra dışı bir koleksiyona sahip bir bilim insanının, Locus Solus adlı malikanesinin bahçesinde topladığı çalışmalarını ve koleksiyonunu bir grup dostuna tanıtıp anlatmasından oluşuyor. Aklınıza hayalinize gelmeyecek, hatta tüm detaylarıyla anlatıldığında dahi zihninizde canlandırmakta çok zorlanacağınız ve muhtemelen asla yazarın kastettiği şekilde canlandıramayacağınız, fantastik ve hakikaten çok çılgın Canterel’in çalışmaları ya da koleksiyonunun parçaları. Daha önce gördüğünüz, duyduğunuz hiçbir şeye benzetemiyor, kendinizce zihninizde şekillendirmeye çalışıyorsunuz. Kitabın ortalarına doğru bambaşka ve çok daha uçuk bir boyut kazanıyor üstelik bu çalışmalar ve kendinizi acayip bir evrende bulurken biraz Frankestein’ı da anımsatan şekilde ölüm, ölümsüzlük ve hayat üzerine düşünüyorsunuz.
Eserin zorluğu da yazarın dilinden ziyade onun hayal gücüne erişmenin zorluğundan ve hatta imkansızlığından kaynaklanıyor. Kendine has, uçuk kaçık, tuhaf bir evren onunki. Luis Bunuel ve Terry Gilliam bir araya gelip bir film çekseler ortaya Locus Solus’un beyaz perde uyarlaması çıkar sanki. Salvador Dali’nin de çok sevdiği, hatta yangından tek kitap kurtaracak olsa seçeceği kitapmış Locus Solus; okurken benim de aklıma sık sık Salvador Dali müzesinde gördüğüm eserleri -özellikle Yağmurlu Taksi çalışması- geldi ve gerçekten kafası benzer çalışan iki isim diye düşündüm Dali ve Roussel için.
Anlatması zor, çözmesi pek muhtemel değil ama buna boşverip teslim olduğunuzda adım adım ilerlemesi