Öncelikle, çok iyi bir kitap, yazarının özenli, sıkı bir çalışma okuduğumu söyleyerek başlamak istiyorum. Çalışmanın zaten, İngiliz televizyonu için dizisi de hazırlanmış. Kaynakça kısmında ve toparlanmasında bundan da ileri gelen geniş bir ortaklık bulunuyor. Kitaba dair genel fikrimi belirttikten, yazarın özenli çalışmasının hakkını verdikten sonra eserin Türkçe çevirmeni için de bir parantez açmak isterim. Bu tarz kapsamlı ve anlam hatalarına açık incelemelerle ilgili en büyük sorunlardan biri çeviridir. Nurettin Elhüseyni çeviride sade, anlaşılır ama anlamı da gayet iyi yakalayan Türkçesiyle gerçekten harika bir iş çıkarmış.
Yazar Niall Ferguson nasıl bir tarafta duruyor, konuya yaklaşımı ne, önce bunu belirtmek lazım. Yazar, eserine girişi, kendi aile bağlarının ve kökeninin de dünyanın çeşitli kısımlarındaki post-imparatorluk alanlarına dağıldığını belirterek bir nostaljiyle yapan, bir nevi, ideallerdeki Britanya İmparatorluğu’nu arayan bir düşünce yapısına sahip. Bunu bir kenara koymak lazım. Bunun yanında, imparatorluk tarihini olguları-olaylarıyla anlatırken kötü olanı anlatmaktan çok da sakınmadığını, olaylarda eleştirel gözlüğünü takmayı ihmal etmediğini söyleyebilirim.
Aslında bu yumuşak-teknik değerlendirme biçimini bir kenara bırakıp daha dürüst olmak gerekirse yazarın anlattıklarını okurken pek çok yerde insanlığımdan utandığımı, yazarın bunu ne oranda bilerek ya da bilmeyerek yaptığından emin olamasam da buna bir biçimde izin verdiğini söylemeliyim.
Britanya İmparatorluğu’nu okurken ister istemez insan insana neden bunu yapar, neden bu zulmü reva görür sorularını soruyorsunuz kendinize. Acımasız boyun eğdirme, kendine benzetme, hırs ve kar güdüsünün açılımlarının nerelere varabileceğiyle yüzleşip duruyorsunuz. Kitap, ahlak, iyilik, kötülük, özgürlük,