Yazmaya ilişkin modern kılavuzlar, hikayeyle çatışmayı bir araya getirir. Bu indirgemecilik, diğer davranış biçimlerindeki cehaleti pekiştirirken, saldırganlığı ve rekabeti şişiren bir kültürü yansıtır. Herhangi bir karmaşıklık düzeyindeki bir anlatı, tek bir unsur üzerine kurulamaz veya tek bir unsura indirgenemez. Çatışma bir davranış biçimidir. İnsan hayatında ilişki kurmak, bulmak, kaybetmek, direnmek, dayanmak, ayrılmak, değişmek gibi eşit derecede önemli pek çok davranış vardır.
Öğe sıralaması beklenmedik olan, sıfatları ve zarfları fazla vurucu kaçan, mecazları veya metaforları ile baş döndüren ve bu yüzden de okurun durmasına, hatta şaşkınlık nidası koyuvermesine sebep olan bir cümle, anlatı cümlesi işlevi göremez. Oysa, böylesi durumlar şiirin yanın kar kalır.
Yazı alanındaki beceri, sizi yazmak istediğiniz şeyleri yazabilmeniz için özgürleştirir. Bir yandan da size yazmak istediğiniz şeyi gösterebilir. Zanaat, sanatı mümkün kılar.
Bir roman yazarı olarak sizi temin ederim ki, örneğin on bin kopyadan sonra romanlara alışık okurdan vahşi okura geçiliyor ve bu nedenle roman gerçek beyanlar silsilesi gibi okunur oluyor.
Sokakta bir kavga koptuğunda ya da trafik kazası olduğunda, yerin derinliklerinde birdenbire bir adam çıkıverir ve söz konusu kişilerin birine, genellikle de sürücüye şemsiyesiyle dalıverir. Bu meçhul serseri gizil öfkesini boşaltmıştır. Kitaplarda da böyledir: Bir görüşü olmayan ya da görüşü şekillenmemiş okur, pitoresk, fosforlu ya da patlayıcı bir cümle bulduğunda ona aşık olur, onu evlat edinir, onu “iyi!”, “doğru!” gibi nidalarla yorumlar, sanki hayat boyu böyle düşünmüş ve bu cümle onun düşünce tarzının, felsefi sisteminin özünü ortaya koymuş gibi davranır.