SAATÇİ: Yıllarca saatlerin içinde yaşadım... Saatlerin sihri, hayatımın sırrı oldu... Bir gün bu sırrın yüzlerimizin bilmecesiyle çözülebileceğini anladım... Böylece rüyalarım bir başkasınınkiyle karıştı... Artık hiç unutmam... Çünkü saatin yüzü yüreğe yakınsa kendi yüzü konuşur insanın...
FOTOĞRAFÇI: Hayatta ne olmasını istersin en çok? Saatçi bir an düşünür.
SAATÇİ: İnsanlara saatleri anlatmak isterdim... Mekanizmaların inceliğini, yayların korkunçluğunu, çarkların karanlığını... Şimdi kimse saat nedir farkında bile değil... Belki bunun için insanlar kederli, belki bunun için hikâyelerini bile anlatmıyorlar... Akreple yelkovanın arkasında nasıl bir can vardır, hissetmiyorlar bile... İnsanlara saatlerin sırrını anlatabilmek isterdim... O zaman uykudan uyanır gibi dünyaya gözlerini açarlardı... Kederlerinden kurtulur, belki kendi hikâyelerini anlatabilirlerdi...
FOTOĞRAFÇI: Huzurlu olmak için böyle bir dükkânda mı çalışmak lazım?
SAATÇİ: Sır dükkânda değil, saatlerin içindedir.
FOTOĞRAFÇI: Nedir bu sır?
SAATÇİ: Bilmiyorum tam ne olduğunu... Ama akşam dükkânı kapar eve giderim... Ev sessizdir. O kadar sessizdir ki dükkândaki saatlerin tıkırtısını duyarım sanki... Kapıları kapayıp kepengi indirdikten sonra, karanlıkta saatlerin tıkır tıkır işlediğini düşünürüm. Hepsi, boş ve karanlık dükkânda, bir anda... Bu düşünce de huzurumu kaçırır delikanlı...