Sinema muazzam ve yüce bir sanattır. Eğer birileri bana sinema sanatını nasıl değerlendirdiğimi sorsalar, sinemayı müzik ile şiir arasına bir yere koyardım, birbirinin çok yakın komşusu olan bu iki sanatın binlerce yıldan bu yana mevcut olmalarına aldırmadan...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Riske girdiğinizi çok net anlıyorsunuz, buna karşılık kendi kendinize saygınızı kaybetmiyorsunuz. Normal olan her insan kendi iç depresyonlarıyla bağlantılı olarak bazen buna benzer krizlere tutulduğu anlar yaşamaktadır... İstisnasız her birimiz için böyle bir durum söz konusudur. Ama bana öyle geliyor ki, eğer sanatsal düşüncenizin bu anlamda hiçbir şekilde size zararı dokunmuyorsa, o zaman bununla uğraşmaya değmez. Çünkü bu sizi hiçbir yere ulaştırmayacaktır. Çünkü bu sanatsal düşünce gerçekleri yansıtmaktan uzak demektir.
Sanat hiçbir zaman problem çözmemiştir, problemleri açığa çıkarmıştır. Sanat insanın görüşünü değiştirip iyiliği benimsemesi için onu hazırlar ve manevi enerjisini özgürleştirir. Sanatın yüksek görevi işte burada yatmaktadır.
Sanat eseri bir sarsılma, bir katharsis doğurma yeteneğine sahip olmalıdır. Aynı şekilde, insanın canlı ıstıraplarına değinebilmesi gerekir. Sanatın amacı insanlara yaşamayı öğretmek değildir.
Bana savaş esnasında bir adamın başından geçen bir olay anlatmışlardı. Adamın birini korkaklık veya ihanet yüzünden, her neyse, sebebini şu an hatırlamıyorum, kurşuna dizilmeleri gerekiyormuş. Bu adamla birlikte daha birkaç kişi eskiden ilkokul olan bir binanın yanında duruyorlarmış. Bahar günleriymiş, bazı yerler hâla karla kaplıymış, etrafta eriyen karlardan küçük göletler oluşmuş. İdam edilecekler duvarın dibinde duruyorlarmış. Onları kurşuna dizmeden önce, askeri botlarını ve paltolarını çıkarmaları emredilmiş. Çünkü o zamanlar büyük bir ihtimalle askeri elbise sıkıntısı çekiliyormuş, vs... Hepsi giysilerini çıkarmışlar. Fakat aralarından biri, herhalde başka bir şey düşünerek çıkardığı paltosunu düzenli bir şekilde katlayıp onu koyacak kuru bir yer bulmak için etrafta dolaşmaya başlamış. Fakat etraf su birikintileriyle doluymuş ve paltoyu koyacak kuru bir yer yokmuş. Ne de olsa adam paltosunu bir su birikintisine koymaya alışık değilmiş. Oysa birkaç dakika sonra adamın ölü bedeni duvarın dibinde yatıyormuş ve onun artık hiçbir paltoya ihtiyacı olmayacakmış. Fakat adam ölümden ziyade başka şeyler düşünüyor olacakmış ki, eski alışkanlıkları gereği otomatik bir şekilde davranmış. Ve bu davranışı onun ruh halini açığa vurmuş. İşte bu olay bana olağanüstü anlamlı geliyor.