Burak

"Dile getirmek" Türkçenin övüneceği bir deyim. Yazarın çalışmasını, çabasını, birçok dile göre çok daha güzel anlatıyor. Yazarın yaptığı, bir şeyler "anlatmak" değil; yazarın gereci olan, her şeyi olan dile, dilin ölçülerine, kalıplarına getirmek o "bir şeyleri" dilin olanaklarına dayamak. O dilde söylenmemişi söylemek. Dilde olmadığı için varlığı da olmayan şeyi, dile getirerek var etmek. Dile getirilen bu "bir şeyler", gerçeklik karşısındaki durumumuz, sorularımız; düşlerimiz, korkularımız, yaratılarımız.
Sayfa 161·Kitabı okudu
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Okumayı, bir metnin ilk satırından son satırına dek göz gezdirmek belleyenleri bir yana bırakalım... Ama okumayı bir iş sayan okurlar, önceleri, yazarın "bunları nereden uydurduğunu, nereden bulup çıkardığını" merak edebilir. Yavaş yavaş, değişik yazarlar arasında ortaklaşa "uyduru"lar olduğunu sezebilir. Bu ortaklaşa "uyduru"lar ötesinde, yazarın, başkalarının anlattıklarına benzemeyen şeyler de anlattığını görmeğe başlar, okudukça. Başkalarının serüvenlerine benzemediğine göre, bunları yazar yaşamıştır, diye karar verir. Ama, gene okudukça, bu serüvenlerin, ya da bunlara pek benzer serüvenlerin, başkalarınca da yaşanmış olduğunu görebilir. "Hepsi aynı şeyi yazıyor, ne demeğe okuyorum sanki bunları," demezse, bu okur; demeyecek ölçüde okumanın tadına varmışsa, bunların da ötesinde, yazı denen olgu ile karşılaşmağa başlar. İşte o zaman, bir kitabın nasıl yazıldığını merak edebilir, yazarını gördüğü zaman bu soruyu sorabilir.
Sayfa 156·Kitabı okudu
Edebiyat
Sevdiğim bir insanın ölüm haberi bana hemen koymuyor, inanamıyorum o habere. İnanamıyorum da dememeliyim, anlayamıyorum o ölüm haberini. Hep bir köşebaşında, öldüğü söylenen o sevdiğim kişiyle karşılaşacakmışım gibi gelir bana, aradan uzun bir zaman geçse de o duyguyu yitirmem, o kişi nasıl olsa bir gün gene karşıma çıkacakmış gibi gelir. Ama neden sonra bir gün birden içimde bir şey cız eder, ölüm işte o zaman başlar benim için, o zaman sevdiğim kişiyi artık ne yapsam bir daha göremeyeceğimi, nereye gitsem onu bir daha bulamayacağımı bilirim; acısı o zaman çöker içime, ama delici, bunaltıcı bir acı değil, ince, sinsi, onmaz gibi bir acı..
Sayfa 140·Kitabı okudu
Edebiyat
Okumadığım her kitap yenidir benim için, yazılışı üzerinden 3000 yıl da geçmiş olsa... Okumak istediğim kitapları ölmeden okuyabileceğimi sanmıyorum ya, durmadan yeni kitaplar alıyorum, dayanamıyorum onlara; okuyorum ama, isteğimce okumak için günümün altı saatini, gözüm kapalı, bu işe verebilmem gerek. Olmuyor. Art arda okumak istediğim kitapların arasına yıllar girdiği de oluyor. Yılların girmesi iyi, insan o yazarı birkaç yıl önce tanıdığından başka türlü görebiliyor zaman geçince. Eskiden okuduğu kitaplarına bir daha dönebiliyor.
Sayfa 83·Kitabı okudu
Edebiyat
İçime, birden öyle geldi ki bir şehir yolunun taş kenarında önüne dizilen bir sonsuz sıra eş ve kuru, tok adım sesinden ibaret olacak... Sonra uzaklardan, şehrin dalgalarca koparılan ışıkları... Her şeyin ölüme doğuşu, yeniden ölümle...
Sayfa 41·Kitabı okudu
Edebiyat