Okumayı, bir metnin ilk satırından son satırına dek göz gezdirmek belleyenleri bir yana bırakalım... Ama okumayı bir iş sayan okurlar, önceleri, yazarın "bunları nereden uydurduğunu, nereden bulup çıkardığını" merak edebilir. Yavaş yavaş, değişik yazarlar arasında ortaklaşa "uyduru"lar olduğunu sezebilir. Bu ortaklaşa "uyduru"lar ötesinde, yazarın, başkalarının anlattıklarına benzemeyen şeyler de anlattığını görmeğe başlar, okudukça. Başkalarının serüvenlerine benzemediğine göre, bunları yazar yaşamıştır, diye karar verir. Ama, gene okudukça, bu serüvenlerin, ya da bunlara pek benzer serüvenlerin, başkalarınca da yaşanmış olduğunu görebilir. "Hepsi aynı şeyi yazıyor, ne demeğe okuyorum sanki bunları," demezse, bu okur; demeyecek ölçüde okumanın tadına varmışsa, bunların da ötesinde, yazı denen olgu ile karşılaşmağa başlar. İşte o zaman, bir kitabın nasıl yazıldığını merak edebilir, yazarını gördüğü zaman bu soruyu sorabilir.