Sanatçıların insanları şaşırtan bu yaratma gücü çok eski zamanlardan beri ilgi çeken ve merak uyandıran konu olmuş ve genellikle ilham kavramı, olayıa çıklamak için öne sürülmüştür. Eski Yunan'da ilham, sanatçının dışarıdan bir kuvvetin etkisi altına girmesi, ona uymak zorunda olması demekti. Adeta cin tutmuş gibi, sanatçı yarı kendinden geçmiş bir duruma girerdi. Esrarengiz dış kuvveti, Tanrılar olarak da anlamaktaydılar ve şairler ilham için Tanrılardan medet umar, onları yardıma çağırırlardı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Annem mi bir kadın
Geciken bir kadın gece yatısına
Ölüm kendini göstereli babamın saçlarından
Günübirlik bir kadın
Üsküdar'la İstanbul arasında
Babamdı sakalıydı babamın
Bir akşam göle batırdı
Çıkmamak üzere bir daha
Hepsi de ekmek kokardı
Sayısı unutulan parmaklarının.
Akşam bir attır bütün ülkelerde
Serin esmer bir attır
Terkisine çocukların bindiği.
Tolstoy'un kuramını şöyle özetleyebiliriz: Bir eserin sanat eseri olabilmesi için anlatım, yani sanatçının duygularını dile getirerek aktarabilmesi şarttır. Ama sanat eseri iledeğerli sanat eseri arasında bir ayırım yapmak gerekir, çünkü her sanat eseri değerli değildir. Değerli olması için aktarılan duygunun büyük halk yığınlarına bulaşabilmesi lâzımdır. ama bu da yetmez, bir şart daha var: Bulaşan duygununyararlı türden bir duygu olması. Bu şartları yerine getiremediklerinden ötürüdür ki, ünlü birçok eser değersizdir. Bazılarının dile getirdikleri duygu iyi de olsa ve bu duyguyu aktarabilseler de aktarım, seçkin bir sınıfın dışına taşamadığı için bu eserler insanlara yarar sağlamazlar ve bundan ötürüdeğerli değildirler. Tolstoy bunların değersiz, fakat yine desanat eserleri olduğunu teslim eder, ama bu konuda pek tutarlı değildir, zira bazen bunları sanat eseri de saymaz. Kuramında açık olmayan nokta, bu çeşit eserlerin sanat eserleri mi olduğu, yoksa sanat eseri bile sayılmaması mı gerektigi sorunudur. Açık olan bir şey varsa o da bir eserin hem sanat eseri hem de değerli olabilmesi için sanatçının duygularını içtenlikle dile getirmesi, bu duyguları eseri yoluyla halk yığınlarına aktarabilmesi ve aktarılan duyguların bütün insanları birbirine yaklaştıran, sevdiren türden duygular olması gerektiğidir.
Okurda (dinleyicide, seyircide) birtakım duygularuyandırmak amacı ile yazan adam sanatçı değil zanaatçıdır ve meydana getirdiği şiir, roman, her neyse, bir sanat eseri olamaz, zanaat eseri olur.
Romantik sanat anlayışını ilk defa sistemli bir estetik kuramı haline sokan Eugéne Véron, yansıtma kuramının sanau yanlış anladığını belirttikten sonra, sanatı "duygunun dilegetirilmesi" olarak tanımlar ve sanatçının bir dâhi olduğunu, eserin şiddetli ve derin etkisinin, yaratıcısının kişiliğinde bulunduğunu söyleyerek kitabın bir yerinde şu sonucavanır: "Kısacası, eserin değeri sanatçının değerinden doğar.Sanatçının sahip olduğu özelliklerin ve melekelerin izlerinitaşıdığı içindir ki eser bizi çeker ve büyüler."