İntiharlar tekrar çoğaldı, ihtiyarları açlık, gençleri aşk ölüme sevk ediyor. Gençler içinde kendini öldürenlerin büyük çoğunluğunu erkekler meydana getiriyor.
Şu durumda: Erkeği, seve seve ölüme yollayacak derecede cinsel bir üstünlük ve kudrete sahip olan kadının erkeğe, yani kendi esirine eşit olmak ve benzemek için yaptığı bütün o canhıraş gayretlerin sebebi delilikten başka ne olabilir?
Altın gözlerin tılsımını ve mercan dudakların ateşini bir kağıt çantasına, bir mürekkepli kaleme ve bir muşambalı pardösüye değişen günümüz kadınlarıyla beş-on dakika biraz yakından konuşmak, erkekleşme merakının kendisine ne pahalıya patladığını anlamaya kafidir: İşkadını -erken yazıhanesine gitmeye ve geç evine dönmeye mecbur olduğu için, yıkanmaya ve temizlenmeye hiç vakti olmayan kirli işadamı gibi- acı acı, ter, kepek, yağ ve toprak kokuyor. Lavanta ve pudra, deriden ve saçtan dağılan o karışık kokuyu daha iğrenç yapmaktan başka bir şeye yaramıyor.
Binlerce asırlık erkek medeniyetini anlamak ve benimsemek için işe pek geç koyulan kadın, şimdi müthiş bir çalışmaya mahkumdur. Er geç, zihin yorgunluğu, dünya yüzünü, saçı vaktinden evvel dökülmüş, cascavlak düşünen kadın başlanyla da dolduracaktır. İşte o gün feci intiharın dünya yüzünden tamamen kalkacağı gündür!
Bilmem bu muammayı nasıl halletmeli? Bizde manzum sözle konuşanlar içinde hiçbir genç ve sıhhatli insan yok mudur? Bunların hepsi de yaşlı, hasta, verem, sıracalı, kambur, kör ve topaldır mıdır ki sesleri yalnız ah vah perdesinden yükseliyor? Sevgilileri onları kovuyor, nişanlıları bırakıyor ve su, gece ve mehtap kendilerini durmadan ölüme çağırıyor?
Şiir bu tarzda bir inilti olmakta devam ettikçe, "şair' kelimesi müthiş bir hastalığın ismi gibi, sıhhatli insanları elbette korku ve iğrenmeyle titretecektir.
Muhsin Yazıcıoğlu bir gün Ankara/Kızılay Ziraat Bankası şubesine girer. Tek başınadır, yanında koruması ve şoförü yoktur.
Ne yapacağını bilemez halde bankanın içinde dolaşırken yanına gelen banka görevlisi başkanım nasıl yardımcı olabilirim der.
Muhsin Başkan; cep telef onunu çıkarıp bir mesaj gösterir ve "bu numaraya para göndereceğim" der. Görevli;
"Başkanım isim yok tanıyor musunuz?" deyince...
Muhsin Başkan; "Benim cep telefonuma ulaştıysa, fanımasam da olur." der ve cüzdanım çıkarıp tüm parasi olan 500 TL'nin 450 TL'sini gişe görevlisine uzatır...
Gişe görevlisi telefon numarasınını alarak, gerektiği için, ismini sormak üzere mesaj gelen numarayı arar. Karsisina bir bayan çıkar; "Ben Istanbul SSK hastanesinde hemşireyim. Bir hastanız mesaj atmamı istedi" der.
Hastanın ismini duyan Muhsin Başkanın gözleri dolar ve;
"Ya Rabbi ya umursamasaydım" der.
Hasta, hastanede beş parasız kalmış, Ülkü Ocakları davasından yargılanmış bir ülkücüdür.
🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹
Ne barda ne pavyon ne sazda gördüm,
Ben seni beş vakit namazda gördüm,
Her seher ihlasla niyazda gördüm,
Billahi ne güzel Ülkücüsün sen..
Şehid-i Muazzez Muhsin Yazıcıoğlu anısına.. Mekanı cennet olsun