Efendim, insanoğlunun en kadim, en gizli ve belki de en utanç verici korkusu nedir bilir misiniz? Ölüm mü? Açlık mı? Hayır. Bir kalabalığın ortasında "farklı" olduğunu, aykırı düştüğünü hissettiği o dondurucu yalnızlık anıdır. Birey, hakikatin o keskin ve soğuk zirvesinde tek başına üşümektense, sürünün o boğucu ama güvenli sıcağında erimeyi tercih eder.
İşte Alman siyaset bilimci Elisabeth Noelle-Neumann, “Kamuoyu: Suskunluk Sarmalının Keşfi” adlı o sarsıcı eserinde, insan fıtratındaki bu trajik zaafı alır ve onu siyasetin, medyanın ve sosyolojinin acımasız laboratuvarında paramparça eder. Elinizdeki bu kitap, sıradan bir iletişim kuramı metni değildir; muktedirlerin, kitleleri nasıl görünmez iplerle bağladığını deşifre eden bir "olay yeri inceleme" raporudur.
Noelle-Neumann’ın tezi, adeta tokat gibi yüzümüze çarpan bir sadelik taşır: Bireyler, çevrelerindeki fikir iklimini sürekli olarak tarayan "sosyal bir radara" sahiptir.
Yazar buna "sosyal deri" der. Eğer kişi, savunduğu fikrin toplumda yükselen bir değer (çoğunluk) olduğunu hissederse, sesini gür bir şekilde çıkarır. Ancak –ve burası can alıcı noktadır– eğer fikrinin azınlıkta kaldığını, itibar kaybettiğini yahut dışlanmasına sebep olacağını sezerse, anında susar. Kabuğuna çekilir.
Peki, bu bireysel suskunluk toplumsal arenada neye yol açar? İllüzyona! Azınlıkta olsalar bile sesini yüksek çıkaranlar, o alanı domine ettikleri için "mutlak çoğunluk" gibi görünürler. Sesi kısılan gerçek çoğunluk ise, meydanı boş bıraktığı için giderek küçüldüğünü zanneder ve o meşum "suskunluk sarmalı" (spiral of silence) hızla aşağı doğru dönmeye başlar. Bir tarafın sesi megafonla yankılanırken, diğer tarafın fısıltısı bile kendi boğazında düğümlenir.
Eserin en çarpıcı yanlarından biri, bu illüzyonun baş mimarı olarak "Kitle