Aşk’ı ilk okuduğumda ortaokuldaydım. Küçücük yaşıma rağmen bile beni öyle etkilemiş, öyle tefsiri altında bırakmıştı ki… Seneler sonra tekrar aklıma düştü Aşk, bu sefer yetişkin bir kafayla okumak istedim.
Hâlâ aynı duygular, hâlâ aynı hisler…
Nereden başlasam, nereden anlatsam bilemiyorum; her bir satırı ayrı güzel, her bir cümlesi ayrı özeldi.
Aşk iki zaman arasında geçiyor fakat bir ortak noktaları var: Aşk.
İki farklı zaman dilinde de Şems’ini bulan Rumi…
İster istemez bir huzur dünyasına çekiliyor, ister istemez bir maneviyat duygusuna kapılıyorsunuz. Şems’i çok sevdim, çok benimsedim. Her insanın hayatında bir Şems olmalı diye düşündüm. Her Rumi bir gün Şems’ini bulmalı…
Ella belki de hepimizin rahatlıkla empati kurabileceği birisi, hiç görmediği için yok sanıyor aşkı. Ama bir gün öyle ansızın görüyor ki daha da hiç unutamıyor.
Bu dünyaya kapılmışken, kolay kapmak istemiyorum o yüzden Şems ve Rumi’yi daha yakından tanımak istiyorum. Araştırıp, okuyup daha çok tanımaya çalışacağım bu güzel insanları.
Bence Aşk’ı herkes okumalı, Aşk’ı herkes benimsemeli. Su gibi bir kitaptı, aktı geçti.
Aşk’la kalmak dileğiyle, keyifli okumalar :)
“Hayatta hiçbir şey yapmış olmamak gibi korkunç ve utandırıcı bir şey var mı? Son zamanlara kadar ‘Fena bir şey yapmıyorum ya!’ der ve kendimi temize çıkarmaya çalışırdım. Fakat hadiseler gösterdi ki fena olmayışım tesadüf eseriymiş, fırsat düşmemiş, zaruret olmamış. Nitekim hayatın ilk çelmesinde yuvarlanıverdim, iyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.”
“Siz bir şey yaptığınızı zannediyorsunuz, ben ne yaptığımı, daha doğrusu ne yapmadığımı gayet iyi biliyorum. Sonra… ben daha çok kendi içimde yaşayan bir insanım… Bunun için size nazaran birkaç misli fazla yaşamış sayılırım.”