Istırabına sabırla katlanırdı, çünkü nedenini başkalarında değil, kendinde arardı. Sevinçleri de yoldan çiçek toplar gibi koparır ve daha solmadan atardı; böylece her zevkin dibindeki acı tortuyu tatmazdı.
Tarih ona yalnızca insanlığın ne kadar
zavallı olduğunu öğretmişti: Bir dönemde insanlık felaketlere uğruyor, mutluluğunu yitiriyordu; sonra bütün gücüyle çalışıp çabalamaya koyuluyor, iyi günlere kavuşmak için türlü cefalara katlanıyordu. Nihayet tarihin bir döneminde insanlık rahata kavuşacak gibi oluyor; artık tarihin kendisi
de rahat edecek, diyorsunuz. Nerede? Tekrar işler bozuluyor; her şeyin altı üstüne geliyor; insanoğlu yeniden çalışıp çabalamaya başlıyordu... Güzel günler bir türlü sürmüyor; hayat değişiyor, her şey durmadan bitip yeniden başlıyordu.
Bu tür aşk gelir geçer ve daha sonra anımsamak güçtür, acı gibi. Günün
birinde o adama bakar ve düşünürsünüz, Seni sevdim, ama cümlenin zamanı geçmiş zamandır ve bir merak duygusu dolar içinize, çünkü bu yapmış olduğunuz şey şaşırtıcı, şüpheli ve aptalcadır; dahası, dostlarınızın, o zamanlar neden bu konudan kaçındıklarını da anlarsınız. Bunu anımsamak epeyce teselli veriyor şimdi.