İlk defa japon klasiği okumuş birisi olarak kitabın çok ilginç olduğunu söyleyebilirim. Kitap benim bir çok şeye karşı bakış açımı değiştirdi. Mesela toplum dediğimiz şeyin ne olduğuna dair. Toplumla ilgili yazılan kısımları okuduğum zaman bir süre sayfaya bakakalıp düşünmüştüm. Aynı yeri bir çok kez üst üste okumuştum. Aslında toplum dediğin şeyin “insanın kendisi” olduğunu o kadar etkili bir dille anlatıyor ki; toplum değil, sensin rahatsız olan aslında, diyor o kısımlarda. Bunun yanı sıra bir insan kendi elleriyle hayatını, insanlığını nasıl yitirir onu gösteriyor. Aslında hepimiz toplum içinde kabul görebilmek için belirli rollere giriyoruz, yazarımızın değimiyle “soytarılık” yapıyoruz. Daha çok sevilebilmek için, daha çok saygınlık kazanabilmek için, daha çok görülmek için… Belli bir yerden sonra kim olduğumuzu unutup sorguluyoruz ve kitapta da bu anlatılıyor bana kalırsa. Karakterimiz kimliğini bulamıyor, bulamadığı için bir çok yanlış, hata yapıyor, bunun sonucunda da kendi insanlığından eksiltiyor. Özgüvene veya kendine dair olan inanca karşı hiçbir şey kalmıyor içinde. Bunun yanı sıra kitabın başlarında, karakterin çocukluğu anlatılırken üstünkörü istismara da değiniyor. Ama bu o kadar üstünkörü anlatılıyor ki, çoğu insan kitabın içinde pedofili olduğunun farkında bile değil. Aslında başka bir yönden baktığın zamanda, istismarın insan hayatını nasıl etkilediğini de gösteriyor çünkü karakterin kadınlara karşı tavrını ve düşüncelerini de okuyoruz. Kadınları, büyüdüğü zaman etkileyebilen bir adam olurken aynı zamanda kitabın bir yerinde “kadınların olmadığı bir yere gitmek istiyorum” diyor. Kitap baştan sona pedofilinin insan hayatını nasıl karartabileceği ve aynı zamanda insanın kendi kimliğini bulamadığı zaman kendisini, hayatını nasıl yitirdiğini anlatıyor. Ve