“Kıvrılarak uzanan uzun uzun bir yol var
Hayallerimin ülkesine giden,
Bülbüllerin şakıdığı
Ve beyaz bir ayın parladığı.
Uzun uzun bir bekleme gecesi var
Rüyalarım gerçekleşene kadar,
O uzun uzun yolda seninle birlikte
Yürüyeceğim güne kadar.”
Jory ağaca doğru yaklaştı. “Beni sana çeken ilk şey neydi, biliyor musun, Ross?” Ross elindeki işi bıraktı. “Hayır, neydi?” Sesi boğuk çıkmıştı. “Çok hassas görünüyordun. Sanki hep bir şeylerin üzerini kapatmaya çalışıyor gibiydin. Ben içimde nasıl hissediyorsam, sen dışardan öyle gözüküyordun. Sen; o uzun boylu, dünya ayaklarının altına serili, yakışıklı zengin çocuk ve ben; tek istediği birine ait olabilmek olan kız çocuğu. Mükemmel biri olduğunu düşünürdüm. Tanrım, senin için ateşin üzerinde bile yürürdüm. Bana gülümsediğinde, dünyadaki en mutlu kız olurdum. Bunun olmasına neden izin verdin,Ross?”