Paullina Simons

Paullina Simons

9.0/10
132 Kişi
·
201
Okunma
·
20
Beğeni
·
1.344
Gösterim
Adı:
Paullina Simons
Unvan:
Rus Roman Yazarı, Gazeteci
Doğum:
Saint Petersburg, Rusya, 1963
1963 de St. Petersburg da dogmuş ve daha çocukken ABD'ye göç etmiş. Eğitimini New York, Kansas ve İngiltere'de tamamlamış, Londra'da finansal alanda gazetecilik yapmış ve sonra da New York'ta bir televizyon için yapımcı olmuş. Şu sıralar Texas'ta yaşayan Tully, Red Leaves, Eleven Hours gibi best seller olmuş kitapları bulunan bayan yazar.
"Sen ölürken üstünde kırmızı güllü, beyaz elbisen olacak. Upuzun saçların omuzlarından aşağı dökülecek. Seni o lanet olası çatıdayken ya da yolda tek başına yürürken vurduklarında kanın elbisende yeni bir kırmızı gül gibi duracak. Rusya Ana için akıttığın kanın kimse farkında olmayacak. Sen bile. "
Kendimi hep iyi biri sanırdım. Asıl şimdi sınavdan geçiyorum , meğer berbat bir kızmışım ben...
Tatyana bir baş hareketiyle Deda ya teşekkür edip fıkrasını anlattı: " askerin birini kurşuna dizmeye götürüyorlarmış. Asker , konvoydakilere " hava bozuyor " demiş. Onlar da sana ne ki? Geri dönecek olan bizleriz demişler.
"Bu hayatta yalnız yürüyoruz; ama eger şanslıysak bir dönem, bu yolda bize güç verecek birine ait oluyoruz."
"Titremeyeceğim, bu kısacık ömürden korkmayacağım, başımı eğmeyeceğim. Dik durmanın bir yolunu bulacağım. Kapımı her şeye kapatacağım, Alexander. İçimde yalnızca sen kalacaksın."
Bronz Atlı'yı bitireli dakikalar oluyor ve duygularım karmakarışık. Tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki okuduğum en iyi, en gerçekçi ve en etkileyeci romanlardan biriydi. Bu 824 sayfalık harika roman hiç bitmesin diye yavaş yavaş okudum. Elime aldığımdaysa artık Sovyetler Birliği'nde Leningrad'ta o iki odalı yerde yaşıyordum sanki. Savaşın o yıkıcı etkisi, açlık her sayfasında kendini hissettirdi. Ve tüm bu kaosun, cehennemin ortasında küçücük bir umut ışığı vardı. Alexander ve Tatyana'nın aşkı. Büyük fedakarlıkların istediği bu aşkı okurken ve sona yaklaşırken bu zamana kadar aşkı böylesine iyi anlatan, hissettiren bir roman daha okumadığımı düşündüm. Hele ki aşk romanlarını pek beğenmeyip samimi bulmadığımı düşünürsek Paullina Simons sanırım bu kitabı bizi pek çok konuda haksız çıkarmak ve gerçek aşkın böyle vahim bir zamanda nasıl zorluklara göğüs gerebildiğini göstermek istemiş. Almanya'nın Leningrad'ı abluka altına aldığı, uzun soğuk savaş döneminde geçen bu romanda ailesi ve aşkı için mücadele eden Tatya'yı okuyacak Üsteğmen Alexander'ın gözünden savaşı göreceksiniz.
Kitaba verilen adın anlamı da bir o kadar özel. Bunu okurken siz de anlayacaksınız.
İyi ki okudum dediğim fakat aklımda birçok soru işareti ile bitirdiğim roman. Cevaplanmasını istediğim o kadar soru var ki...Uzun bir süre etkisinden çıkamayıp tekrar tekrar sayfalarını karıştırıp satırlardan kendimce yeni manalar çıkaracağım gibi görünüyor.
"Cesaret, asker."
Tatyana ve Alexander hepimize umut olacak.
Kitabı bitirdikten sonra uzun süre elime alamadım, kitabı kendimden uzaklaştırdım. İçime öyle bir işlemiş ki kitap, gözüm kitabı bir yerlerden yakalasa gözlerim sulanıyor. Çok güzeldi, çok özeldi, çok narindi bu kitap. Tatyana ve Alexander... Ne kadar güzeldiniz siz öyle! Aşk, sadakat, sevgi, en önemlisi de inanç! Tek kelimeyle harikaydı.Bayıldım!
Paullina Simons'dan yine harika bir kitap daha okumanın keyfini yaşadım. Kitapda ki karakter son derece gerçekçi. Şimdiye kadar okuduğum en duygu dolu kitaplardan biri oldu. Yaşanan bir trajedinin insanların hayatlarını nasıl paramparça edip tekrar bir araya getirdiğini harika kaleme almış yine paullina simons. Bu tür kitap sevenler için kesinlikle öneririm.
Serinin ilk kitabı Bronz Atlı'nin devamı. Savasın ortasinda birbirlerinin askiyla yasayan iki beden.
Şimdiiii, kitabımız inanilmaz yavas ilerliyor. Su ya da bu, soyle mi ya da boyle mi, acabalarla sayfalar geciyor. Defalarca ' hadi ama, sadede gel! ' diye yakındım, serzeniste bulundum. Bu yüzden bazı yerleri atlayarak okudum ve konu bütünlügü kaybolmadı. Ama okudum mu? Okudum! Hem de cogu yerde gozyaslarimi tutamadim.
Ilk kitap feministti. Tatya'nın duygularina, yasamina fazlasiyla yer verilmisti. Ama bu kitap maskülendi. Alex'in duygu ve yasamina inanilmaz yer verilmisti. Alex'e oranla Tatya'yı daha merakla okudum. Çunku şu anı yaziyordu. Tatya, Alex olmadan ne yapti, nasıl bas etti vs. bunlari okuduk, ama Alex'i, Tatya kadar merakla okumadim bu kitapta. Sanirim 250 sayfa kadar Alex'in su anini degil, yasamini, geçmisini okuduk. Bu da beni yordu. Arada su anını okuduk ama cogunlukla gecmisiydi. Bu da bana yetmedi, bilmiyorum. Zaten kitap fazlasiyla siyasi terim ve tarihlerle doluyken bi de Alex'in yasam hikayesi beni yordu. Tatya ve Alex'in cogu anısını zaten ilk kitap sayesinde biliyorduk ama bu kitapta da okumak beni bunaltti. Alex'in gözünden anlatılması dahi bunu degistirmedi.
Tatya bu seride en sevdigim karakter. Fedakarlıkları bitmiyor. Alex'in öldügüne inanmayısı, aslında cevresindekiler 'öldü' desede yine de Alex'e sahip cıkması ve bunun icin cabalamasi, inancı dogrultusunda o kadar yol katetmesi muazzamdı. Tatya büyümüs, olgunlasmis ve tam bir kadın olmustu. BAYILDIM. Bu kitapta cok ozledim Tatya'yı, çünkü bu kitap Alex bazlı bir kitap oldugu icin Tatya'ya hasret kaldım.
Alex ise yine Alex idi. 23 yasinda hayatla alay eden biriydi. Tatya haric kimsesi olmayan, her adımı onun anısıyla atan bir adamdı. Ama bu kitapta biraz sinir oldum kendisine. Hem ipuclarini ver Tanya'ya, hem de yaptıkları icin kıza kız, yoktan yere gerginlik cıkar. Oldu canım! Fakat Alex son sözlerini söyledigini sandıgı zamanda da " Tanrım, Tanya'ya yardım et." diye dua etti. Bu da Alex'i her şeye ragmen sevme sebebimin özeti.
Alex, Tatya'ya "bana Şura diyebilirsin" demisti, tanistiklarinin ilk zamanlarinda. Şura ne demek anlamamıstim. Isim mi, terim mi yoksa oylesine aklina mi gelmisti? Bu kitapta Şura'nın nerden ciktigini ogrendik yine sinirlendim Alex'e :D
Yine de cok begendigim bir kitaptı. Cikar cikmaz aldıgım, ama alir almaz okudugum bir kitap degildi. Cünkü ilk kitaptan sonra pskolojimin nasil alt üst oldugunu anımsayip, bu kitaba kendimi hazirladim. Iyi ki hazirlamisim. Cunku bazi kisimlarda pskolojim gercekten alt üst oldu.
Okuyun. Okutturun.
Bu kitap için diyebileceğim şey tek kelime olmak zorunda olsaydı eğer "Aşığım" olurdu. Ben daha önce böyle etkilendiğimi hatırlamıyorum. Pek çok kitabı sevdim, bayıldım ama bu kitabı okuduğum zaman, "Tamam." dedim. "En sevdiğim kitap bu!" demeye devam ettim. Aşkın bu kadar güçlü olması o kadar iliklerime işledi ki... Kafayı yiyeceğim.
Kitap gözünüzü baya korkutabilir. 823 sayfa pek az değil sonuçta ama kendi içinde de birinci ve ikinci kitaba ayrıldığını söylemeden geçemeyeceğim. Belki yazarın uzattığını düşünenler olacaktır. (Bronz Atlı'nın arkasından gelecek iki kitap daha var.Ben ilk kitabı bitirdikten sonra dayanamadım ve ikinci kitabı pdf olarak okudum. Pegasus çevirileri diyorum, sen everest olduğunu bir kez daha kanıtladın. Yine de bu kadar arayı açmayalım lütfen.) Onlara bunu şiddetle reddettiğimi rahatça söyleyebilirim. Her şey kusursuz, ince işlenerek yazılmış.
Yıl 1941... Almanya Sovyet Sosyalist Cumhuruyetler Birliği'ni işgal etmiş, savaş başlamış ve tam o gün her şekilde hayatı değişmiş. Spoiler vermeden anlatmam çok çok güç. Şunu söyleyebilirim ki Tatyana ve Alexander(Alexander'ın çilesine değinmek isterdim lâkin Instagram sağolsun. Yeterli karakter vermiyor.) için 22 Haziran 1941'den sonra hiç kolay olmadı. Tüm kitaplarda böyle başlar belki ama bu kitap gerçekten zorluğu işliyor. En spoiler vermeden söyleyebileceğim şey; Leningrad'ın eşsiz karında, kışında Tatyana ailesi için bir şekilde yemek bulabilmek için çabalıyor. Savaş var, kıtlık var... yiyecek yok. Ailenin fazlalık olarak gördüğü, en küçük bireyi olduğu için daha yükü ağır. Ikiz erkek kardeşinin babasının isteği(baskısı) yüzünden kampa gitmesi ve sonra ki aşamada ona ulaşamamaları da cabası... Bu noktada da ne kadar imkansız olsa da Alexander var. Ah Alexander... Asıl spoiler sen olursun. Senden bahsetmeye kalksam yine kitaba başlarım diye çok korkuyorum. Tatyana'ya kızmıyor muyuz? Tabi ki kızıyoruz. Çünkü hep başkaları için çaba gösteriyor. Alexander en çok buna kızıyor ama en çok onu seviyor. Daha nasıl anlatırım bilemiyorum. 
Mutlaka okuyun. Okuyun ki ne hissettiğimi anlayın. Aşk, savaş, aile, aşk üçgeni, nefret, açlık ve daha bir sürü duygu... Hepsi içime işlemekle kalmadı. Kazındı. Tekrar ikinci kitabi okuduğum zaman tekrar aynı duygulara boğulacak olmak... Mazoşist gibi hissediyorum. Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki... Daha çok kitabı olsa, çevirisi olsa seve seve değil, öle öle okurum. Sevgili yakın arkadaşlarım ne demek istediğimi anladılar. Siz de okuyun ve bana gelin. Birlikte ağlarız. Siz de Orbeli'yi unutmayın!  
Kitap ikinci dünya savasının rusyada başlağıcı anlatıyor.Şavaşın çirkin yüzünü öyle güzel işlemişki,bir ailenin yok olucu aclık kıtlık hastalık hepsini işlemiş.Kitap cok akıci kahramanları cok güclü özelikle kadın karetter cok iyiydi.Okumuyan varsa tavsiye ederim
Ah Tatyana ve Alexander ne çektiniz be. Ne #bronzatlı da ne #tatyanavealeksander kitabında yüzünüz gülmedi.
Bronz Atlı'da tam mutlular hop izin bitti, Tatyana ve Alexander kitabından zaten kavuşalı 100 sayfa olmamış hop geria gönderilecek derken yüzünüz gülmedi. Bakalım 3. Kitap neler bekliyor sizi?
Kesin yazarın Tatyana ve Alexander adlı tanıdıkları var ve hiç sevmiyor onları yoksa hangi yazar karakterinin başına bu kadar çorap örer dostlar?
Neyse kitabımızın konusu birinci kitabın kaldığı yerden devam etmiyor.Benim gibi o umutla alırsanız bir 200 sayfa sabırla Alex'imizin Amerika'da ve Amerika'dan göç ettikten sonraki yaşama dönemlerini okumanız gerekiyor. Sonra ikinci kitabımız birinci kitabın kaldı yerden devam ediyor. Alexander'ın Tatyana öncesi hikayesini öğrendikten sonra tutuklanma sürecini ve Amerika kaçan Tatyana ve oğulunun alışma aşamalarını okuyoruz. Sonu ise efsane nasıl okudum bilmiyorum. Tatyana'nın, Alex'i bulma ve kurtarma aşaması kısa ama tek solukta okunuyor. İkinci savaşı sırasındaki aşklar bana çok samimi gelmiştir zaten. İnsanlar ölüme yakın olduğu için duyguları daha gerçekçi yaşıyorlarmış gibi geliyor. Siz de savaş ve aşk hikayeleri seviyorsanız vakit kaybetmeden, okumalısınız.
Kitap size bütün duyguları yaşatıyor,
Aşk, savaş, nefret açlık ve daha bir sürü duygu.... O kadar derinden hissettim ki, yeri geldi güldüm ve yeri geldi kadere ağladım ve kitabın çoğu yerinde bütün duygu karmaşasını yaşadım...
Arada o kadar engel var ki, ama
Tek gerçek var AŞK..
Kitabın konusu genel olarak savaş üzerine olsa da dünyanın en güzel duygusunu Alexsandr ve Tatyana'nın aşkında hissediyorsunuz.
Açlığın hüküm sürdüğü o yılların gerçek olduğunu,açlıktan ve donarak ölenlerin bilmekse hissedilen duyguyu taşıran sebeplerden...
Uzun süre aradım, Arzu Fırat sayesin de merakım daha da arttı ve sonunda muradıma erdim....
Bu kitabı okumuş olmaktan dolayı çoook mutluyum
Ve şimdi sırada serinin ikinci kitabı "Tatyana ve Alexsandr" var... Elime gelmesini dört gözle bekliyorum... Salı gününe çook var
Bronz Atlı kitabını tavsiye etmek isterim istemesine de bulması zor bir kitap. Belki bir ihtimal ikinci el olarak bulursanız sımsıkı sarılın ve hiç bırakmayın...
Bu kitap kitaplığımda ki en değerli kitap olarak kalacak
Tüylerim diken dikendi kitap bittiginde. Istemedim bitmesini. Sade,basit hayatıma dönmek istemedim.

Savas ortasinda birbirlerinin askıyla dinlendi Tatyana ve Alexander.

Tatya... ahh cok agladım seninle birlikte. Derinden hissettim seni.
Şura'ya olan askı,sevgisi,saygisi, ailesine olan bağlılıgı beni cok etkiledi.
' Yok artik Tatyasa,susma! ' diye cok nidalar attim. Ama hep alttan aldi. Hic kiyamadi. Hep aşkı secti. Kendi kücük, aşkı savas kadar büyüktü. Dondurma seven kucucuk bir kiz cocuguydu Tatyasa, ama gözü kapalı savasa girecek kadar da büyüktü. Sadece Alexander icin. Yaptigi hersey Alex icindi. Cok guclu bir kiz Tatyasa. Cok fedakar. Kendi benligini bir kenara birakti hep. Alex'in mutlulugu, varligi kendinden onceydı hep. Kücucuk bedenine kocaman ask sigdirdi. Hayatini ona gore sekillendirdi.
Alexander.. Tatyasa'nın Şura'sı. Tatyana'yı görüp karsidan karsiya gecmesiyle basladi tüm hikaye. Fedakarliklari ve hic birmeyen arzusu, askı mükemmeldi. Alex'in Tatyaşa'ya bagliligi herseyin onundeydi. Guclu bir adam. Ancak Tatya'ya duydugu ask kadar güclü degildi. Tatya icin Tatya'dan vazgecebilecek bir adam. Tatyana sözünü dinlesin istedi ama hep Tatyana'nın sözünü dinlerken buldu kendini. Aşkı kendinden daha buyuk Alex'in. Tatyasa icin yaptigi fedakarliklar, yapacagi fedakarliklar sinirsizdi.

Daşa ve Dimitri'den de bahsetmek isterdim ama Alex ve Tatyana'yı düsunürken onları düsünmek istemiyorum.
Ya hayatımda okudugum en en en iyi roman. Ki aşk romanı asla okumam diyordum ama bu kitap farklı.

2. Kitabi cok bekledim. Sonunda cikardi Pegasus. Sabırsızlıkla bekliyorum. Bu kitap 800 küsür sayfaydi ve kucucuk yazi puntosuyla basılmıstı. Gözüm yememıs cok beklemisti rafta. Ama okudugum an, ilk 10 sayfada baglandim kitaba. 2. Kitap keske sonsuz sayfa olsa..
Kitabın o savaş atmosferini anlatması ve bunu bana yaşatabilmesi iyiydi ama ana konu aşktı. Beni inanılmaz sıkan bir aşk. Sürekli ayrılmalar ama dayanamayıp barışmalar, yok ablam seni seviyor ben seninle olamamlar. Kitap boyunca bu sahneler beni o kadar sinir etti ki gerçekten aşklarını içlerinden geldiği gibi yaşadıkları anlarda bile o sevgiyi hissedemedim.
Savaşın nasıl bir felaket olduğu, gözünün önünde ailenin açlıktan, soğuktan veya başka sebeplerden ölmesi gerçekçi anlatılmıştı ama aşkları beni hiç etkilemedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Paullina Simons
Unvan:
Rus Roman Yazarı, Gazeteci
Doğum:
Saint Petersburg, Rusya, 1963
1963 de St. Petersburg da dogmuş ve daha çocukken ABD'ye göç etmiş. Eğitimini New York, Kansas ve İngiltere'de tamamlamış, Londra'da finansal alanda gazetecilik yapmış ve sonra da New York'ta bir televizyon için yapımcı olmuş. Şu sıralar Texas'ta yaşayan Tully, Red Leaves, Eleven Hours gibi best seller olmuş kitapları bulunan bayan yazar.

Yazar istatistikleri

  • 20 okur beğendi.
  • 201 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 197 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.