Paullina Simons

Paullina Simons

Yazar
9.0/10
179 Kişi
·
285
Okunma
·
24
Beğeni
·
1.603
Gösterim
Adı:
Paullina Simons
Unvan:
Rus Roman Yazarı, Gazeteci
Doğum:
Saint Petersburg, Rusya, 1963
1963 de St. Petersburg da dogmuş ve daha çocukken ABD'ye göç etmiş. Eğitimini New York, Kansas ve İngiltere'de tamamlamış, Londra'da finansal alanda gazetecilik yapmış ve sonra da New York'ta bir televizyon için yapımcı olmuş. Şu sıralar Texas'ta yaşayan Tully, Red Leaves, Eleven Hours gibi best seller olmuş kitapları bulunan bayan yazar.
"Sen ölürken üstünde kırmızı güllü, beyaz elbisen olacak. Upuzun saçların omuzlarından aşağı dökülecek. Seni o lanet olası çatıdayken ya da yolda tek başına yürürken vurduklarında kanın elbisende yeni bir kırmızı gül gibi duracak. Rusya Ana için akıttığın kanın kimse farkında olmayacak. Sen bile. "
“Kıvrılarak uzanan uzun uzun bir yol var
Hayallerimin ülkesine giden,
Bülbüllerin şakıdığı
Ve beyaz bir ayın parladığı.
Uzun uzun bir bekleme gecesi var
Rüyalarım gerçekleşene kadar,
O uzun uzun yolda seninle birlikte
Yürüyeceğim güne kadar.”
Kendimi hep iyi biri sanırdım. Asıl şimdi sınavdan geçiyorum , meğer berbat bir kızmışım ben...
Tatyana bir baş hareketiyle Deda ya teşekkür edip fıkrasını anlattı: " askerin birini kurşuna dizmeye götürüyorlarmış. Asker , konvoydakilere " hava bozuyor " demiş. Onlar da sana ne ki? Geri dönecek olan bizleriz demişler.
Kitabı bitirdikten sonra uzun süre elime alamadım, kitabı kendimden uzaklaştırdım. İçime öyle bir işlemiş ki kitap, gözüm kitabı bir yerlerden yakalasa gözlerim sulanıyor. Çok güzeldi, çok özeldi, çok narindi bu kitap. Tatyana ve Alexander... Ne kadar güzeldiniz siz öyle! Aşk, sadakat, sevgi, en önemlisi de inanç! Tek kelimeyle harikaydı.Bayıldım!
Bronz Atlı hakkında ne desem bilemiyorum. O kadar şahane, o kadar etkileyici ve o kadar mükemmeldi ki...
Bronz Atlı, adını Puşkin'in şiirinden alan bir kitap. 1941 Rusya'sında geçen, savaş, aşk ve tarihin en çarpıcı biçimde birleştirildiği bir roman. Tatyana ile Alexander'ın aşk hikâyesini okuyoruz kitapta. Ama yazar öyle güzel yazmış ki, çoğu sayfayı kalbim acıyarak okudum. Gerçek anlamda kalbimin sıkıştığını hissettim. Ayrıca bazı bölümler o kadar güzel ve huzur vericiydi ki o bölümlere tekrar tekrar geri döndüm ve tekrar huzur buldum. Kitabı çok etkileyici yapan en önemli unsur, bu aşk öyküsünün imkânsız olması ve bir savaş döneminde geçmesiydi. Bir diğer unsur da yazarın işleyişiydi tabii ki de. Örneğin bir ara karakterlerin yaşadığı o açlığı ta içimde hissettim ve kitabı elimden bırakıp mutfağa bir şeyler atıştırmaya gittim.

Alexander favori erkek karakterlerimden biri oldu. Tatyana da favori kadın karakterlerimden.
Bu kitabın ikincisi de var, onu da en kısa zamanda okumayı düşünüyorum ve sizlere şiddetle Bronz Atlı'yı okumanızı tavsiye ediyorum. Lütfen yarım bırakmayın çünkü kitabın en güzel kısımları ortalarda başlıyor. Sayfa sayısı göz korkutmasın, kitap çok akıcı. Ama şunu da uyarmadan geçmeyeyim: sınav dönemlerinizde ya da kitaba pek zaman ayıramayacağınız günlerde başlamayın kitaba, çünkü belli bir sayfadan sonra kitap elinizden düşmez hâle gelecek. Keyifli okumalar:):)

ALINTI SPOILER İÇEREBİLİR!!!

"Batı'nın sabah güneşi o güzel yüzüne vurduğunda, bil ki senin için dileklerim boşuna değildi. Elveda, Tatyana'm, inancını daima koru."
Böyle bir kitaba ihtiyacım varmış. Meğer uzun zamandır böyle bir kitap arıyormuşum. Tatyana ve Alexander, Bronz Atlı'nın ikinci kitabı. Bronz Atlı'ya bayılmıştım, bitirdikten sonra günlerce kıtabın adını sayıklamıştım. Tatyana ve Alexander'ı da çok sevdim ama sabır isteyen bir kitap olduğunu fark ettim çünkü biraz yavaş ilerliyor. Yazar arada Alexander ile Tatyana'nın Lazerovo günlerine geri dönüş yapmıştı ki kitapta en çok sevdiğim bölümler o bölümlerdi, tıpkı Bronz Atlı'da olduğu gibi. Kitabın başlarında Alexander'ın geçmişine de değiniliyor. Örneğin; Alexander'ın Sovyetler birliğine nasıl geldiğini, Dimitri ile aralarındaki arkadaşlığı kıran ilk pürüzleri vs. okuyoruz.

Kitabın sonunun bu şekilde bitmesine sevindim, en azından serinin üçüncü kitabı için biraz daha fazla sabredebilirim:) Serinin ilk kitabı olan Bronz Atlı'yı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum: savaş zamanında geçen imkânsız ve bir o kadar da etkileyici bir âşk öyküsü. Yazarın da çok başarılı olduğunu düşünüyorum çünkü kitabın her bölümünde beni etkilemeyi başarıyor.
Keyifli okumalar:)

"Sırtındaki tüfekleri hissedebiliyordu. Ayakları da hissizleşmişti. Bedeni de hissizleşiyordu ama göğsü hissiz değildi. Kalbi hissiz değildi."
Paullina Simons'dan yine harika bir kitap daha okumanın keyfini yaşadım. Kitapda ki karakter son derece gerçekçi. Şimdiye kadar okuduğum en duygu dolu kitaplardan biri oldu. Yaşanan bir trajedinin insanların hayatlarını nasıl paramparça edip tekrar bir araya getirdiğini harika kaleme almış yine paullina simons. Bu tür kitap sevenler için kesinlikle öneririm.
Bu kitap için diyebileceğim şey tek kelime olmak zorunda olsaydı eğer "Aşığım" olurdu. Ben daha önce böyle etkilendiğimi hatırlamıyorum. Pek çok kitabı sevdim, bayıldım ama bu kitabı okuduğum zaman, "Tamam." dedim. "En sevdiğim kitap bu!" demeye devam ettim. Aşkın bu kadar güçlü olması o kadar iliklerime işledi ki... Kafayı yiyeceğim.
Kitap gözünüzü baya korkutabilir. 823 sayfa pek az değil sonuçta ama kendi içinde de birinci ve ikinci kitaba ayrıldığını söylemeden geçemeyeceğim. Belki yazarın uzattığını düşünenler olacaktır. (Bronz Atlı'nın arkasından gelecek iki kitap daha var.Ben ilk kitabı bitirdikten sonra dayanamadım ve ikinci kitabı pdf olarak okudum. Pegasus çevirileri diyorum, sen everest olduğunu bir kez daha kanıtladın. Yine de bu kadar arayı açmayalım lütfen.) Onlara bunu şiddetle reddettiğimi rahatça söyleyebilirim. Her şey kusursuz, ince işlenerek yazılmış.
Yıl 1941... Almanya Sovyet Sosyalist Cumhuruyetler Birliği'ni işgal etmiş, savaş başlamış ve tam o gün her şekilde hayatı değişmiş. Spoiler vermeden anlatmam çok çok güç. Şunu söyleyebilirim ki Tatyana ve Alexander(Alexander'ın çilesine değinmek isterdim lâkin Instagram sağolsun. Yeterli karakter vermiyor.) için 22 Haziran 1941'den sonra hiç kolay olmadı. Tüm kitaplarda böyle başlar belki ama bu kitap gerçekten zorluğu işliyor. En spoiler vermeden söyleyebileceğim şey; Leningrad'ın eşsiz karında, kışında Tatyana ailesi için bir şekilde yemek bulabilmek için çabalıyor. Savaş var, kıtlık var... yiyecek yok. Ailenin fazlalık olarak gördüğü, en küçük bireyi olduğu için daha yükü ağır. Ikiz erkek kardeşinin babasının isteği(baskısı) yüzünden kampa gitmesi ve sonra ki aşamada ona ulaşamamaları da cabası... Bu noktada da ne kadar imkansız olsa da Alexander var. Ah Alexander... Asıl spoiler sen olursun. Senden bahsetmeye kalksam yine kitaba başlarım diye çok korkuyorum. Tatyana'ya kızmıyor muyuz? Tabi ki kızıyoruz. Çünkü hep başkaları için çaba gösteriyor. Alexander en çok buna kızıyor ama en çok onu seviyor. Daha nasıl anlatırım bilemiyorum. 
Mutlaka okuyun. Okuyun ki ne hissettiğimi anlayın. Aşk, savaş, aile, aşk üçgeni, nefret, açlık ve daha bir sürü duygu... Hepsi içime işlemekle kalmadı. Kazındı. Tekrar ikinci kitabi okuduğum zaman tekrar aynı duygulara boğulacak olmak... Mazoşist gibi hissediyorum. Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki... Daha çok kitabı olsa, çevirisi olsa seve seve değil, öle öle okurum. Sevgili yakın arkadaşlarım ne demek istediğimi anladılar. Siz de okuyun ve bana gelin. Birlikte ağlarız. Siz de Orbeli'yi unutmayın!  
Serinin ilk kitabı Bronz Atlı'nin devamı. Savasın ortasinda birbirlerinin askiyla yasayan iki beden.
Şimdiiii, kitabımız inanilmaz yavas ilerliyor. Su ya da bu, soyle mi ya da boyle mi, acabalarla sayfalar geciyor. Defalarca ' hadi ama, sadede gel! ' diye yakındım, serzeniste bulundum. Bu yüzden bazı yerleri atlayarak okudum ve konu bütünlügü kaybolmadı. Ama okudum mu? Okudum! Hem de cogu yerde gozyaslarimi tutamadim.
Ilk kitap feministti. Tatya'nın duygularina, yasamina fazlasiyla yer verilmisti. Ama bu kitap maskülendi. Alex'in duygu ve yasamina inanilmaz yer verilmisti. Alex'e oranla Tatya'yı daha merakla okudum. Çunku şu anı yaziyordu. Tatya, Alex olmadan ne yapti, nasıl bas etti vs. bunlari okuduk, ama Alex'i, Tatya kadar merakla okumadim bu kitapta. Sanirim 250 sayfa kadar Alex'in su anini degil, yasamini, geçmisini okuduk. Bu da beni yordu. Arada su anını okuduk ama cogunlukla gecmisiydi. Bu da bana yetmedi, bilmiyorum. Zaten kitap fazlasiyla siyasi terim ve tarihlerle doluyken bi de Alex'in yasam hikayesi beni yordu. Tatya ve Alex'in cogu anısını zaten ilk kitap sayesinde biliyorduk ama bu kitapta da okumak beni bunaltti. Alex'in gözünden anlatılması dahi bunu degistirmedi.
Tatya bu seride en sevdigim karakter. Fedakarlıkları bitmiyor. Alex'in öldügüne inanmayısı, aslında cevresindekiler 'öldü' desede yine de Alex'e sahip cıkması ve bunun icin cabalamasi, inancı dogrultusunda o kadar yol katetmesi muazzamdı. Tatya büyümüs, olgunlasmis ve tam bir kadın olmustu. BAYILDIM. Bu kitapta cok ozledim Tatya'yı, çünkü bu kitap Alex bazlı bir kitap oldugu icin Tatya'ya hasret kaldım.
Alex ise yine Alex idi. 23 yasinda hayatla alay eden biriydi. Tatya haric kimsesi olmayan, her adımı onun anısıyla atan bir adamdı. Ama bu kitapta biraz sinir oldum kendisine. Hem ipuclarini ver Tanya'ya, hem de yaptıkları icin kıza kız, yoktan yere gerginlik cıkar. Oldu canım! Fakat Alex son sözlerini söyledigini sandıgı zamanda da " Tanrım, Tanya'ya yardım et." diye dua etti. Bu da Alex'i her şeye ragmen sevme sebebimin özeti.
Alex, Tatya'ya "bana Şura diyebilirsin" demisti, tanistiklarinin ilk zamanlarinda. Şura ne demek anlamamıstim. Isim mi, terim mi yoksa oylesine aklina mi gelmisti? Bu kitapta Şura'nın nerden ciktigini ogrendik yine sinirlendim Alex'e :D
Yine de cok begendigim bir kitaptı. Cikar cikmaz aldıgım, ama alir almaz okudugum bir kitap degildi. Cünkü ilk kitaptan sonra pskolojimin nasil alt üst oldugunu anımsayip, bu kitaba kendimi hazirladim. Iyi ki hazirlamisim. Cunku bazi kisimlarda pskolojim gercekten alt üst oldu.
Okuyun. Okutturun.
Kitap size bütün duyguları yaşatıyor,
Aşk, savaş, nefret açlık ve daha bir sürü duygu.... O kadar derinden hissettim ki, yeri geldi güldüm ve yeri geldi kadere ağladım ve kitabın çoğu yerinde bütün duygu karmaşasını yaşadım...
Arada o kadar engel var ki, ama
Tek gerçek var AŞK..
Kitabın konusu genel olarak savaş üzerine olsa da dünyanın en güzel duygusunu Alexsandr ve Tatyana'nın aşkında hissediyorsunuz.
Açlığın hüküm sürdüğü o yılların gerçek olduğunu,açlıktan ve donarak ölenlerin bilmekse hissedilen duyguyu taşıran sebeplerden...
Uzun süre aradım, Arzu Fırat sayesin de merakım daha da arttı ve sonunda muradıma erdim....
Bu kitabı okumuş olmaktan dolayı çoook mutluyum
Ve şimdi sırada serinin ikinci kitabı "Tatyana ve Alexsandr" var... Elime gelmesini dört gözle bekliyorum... Salı gününe çook var
Bronz Atlı kitabını tavsiye etmek isterim istemesine de bulması zor bir kitap. Belki bir ihtimal ikinci el olarak bulursanız sımsıkı sarılın ve hiç bırakmayın...
Bu kitap kitaplığımda ki en değerli kitap olarak kalacak
Kitap ikinci dünya savasının rusyada başlağıcı anlatıyor.Şavaşın çirkin yüzünü öyle güzel işlemişki,bir ailenin yok olucu aclık kıtlık hastalık hepsini işlemiş.Kitap cok akıci kahramanları cok güclü özelikle kadın karetter cok iyiydi.Okumuyan varsa tavsiye ederim
Hakkında o kadar güzel yorumlar okudum ki seveceğimden neredeyse emindim. Ama maalesef hiç sevmedim. Ne karakterlerini, ne dilini, ne olay örgüsünü... Çok ama çok basitti. Karakterler gerçekçi değildi, olay örgüsü tahmin edilebilirdi, yazar da kendini tekrarlayan bir kaleme sahipti. Sevenlerine saygı duyuyorum elbet fakat şahsi görüşüm abartılacak hiçbir yönü olmadığından yanadır.
Sonunda bitirdim...
Bir cümle ile özetlemek gerekirse; yakıp yıktı ama ağlatırken aynı zamanda tebessüm ettirdi. Savaşı konu alan kitapları, savaşın gerçeklerini anlatan kitapları her zaman çok sevmişimdir ama bu seri ayrı. Bambaşka. Kitabın konusuna çok giremiyorum çünkü girersem kesin spoiler veririm biliyorum. Yalnızca şunu söyleyeyim Tatyana okuduğum en güçlü kadın karakter. Alexander okuduğum en güçlü erkek karakter. Bir çift bu kadar mı uyumlu olur. En son hangi kitapta bu kadar canımın yandığını hatırlamıyorum. Canımı en çok yakan şeyde savaşın gerçekleri. Yazıya devam edemeyeceğim sanırım ağlayacağım. Geç kalmadan okuyun..

Yazarın biyografisi

Adı:
Paullina Simons
Unvan:
Rus Roman Yazarı, Gazeteci
Doğum:
Saint Petersburg, Rusya, 1963
1963 de St. Petersburg da dogmuş ve daha çocukken ABD'ye göç etmiş. Eğitimini New York, Kansas ve İngiltere'de tamamlamış, Londra'da finansal alanda gazetecilik yapmış ve sonra da New York'ta bir televizyon için yapımcı olmuş. Şu sıralar Texas'ta yaşayan Tully, Red Leaves, Eleven Hours gibi best seller olmuş kitapları bulunan bayan yazar.

Yazar istatistikleri

  • 24 okur beğendi.
  • 285 okur okudu.
  • 22 okur okuyor.
  • 252 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.