Belki de “sahip olmak” güdüsünün böylesine güçlü olmasının sebebi, ölümsüzlük duygusunu tatmin etme konusundaki etkinliğidir. Kendimi, sahip olduğum şeylerden oluşan bir bütünlük olarak kabul edersem, onların yok olmazlığı, benim ölümsüzlüğümü sağlayacaktır.
Bilgi, bizi kendisine köle kılacak bir dogma haline dönüştürmemelidir hiçbir zaman. İşte bu tür davranışlar, “sahip olmak” ilkesinin özellikleridir. “Olmak” kökenli bir davranış biçimi ise bilgiye başka türlü bakar. Bu açıdan bilgi, araştırıcı bir düşünme sürecidir ve kesinliğe vararak bitmeyi, sona ermeyi istemeyen bir eylemdir.
Günümüzde entellektüel yaşamın gizli köşelerinde uykuya dalmış olan çok sayıdaki iyi düşünceyi, çoğunu ilk kez dinlerin oluşturup kullandığı düzenleme araçlarıyla bir araya getirmeyi nasıl başarabileceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Bu düşüncelerin dünyadaki hak ettikleri ilgiyi görmesini sağlamak için en iyi yol, böyle bir birliktelik kurmaktan geçiyor.
Samimi olarak hissetmeye eğilim gösterdiğimiz, ancak destekleyici bir yapı ve varlıklarını aktif bir şekilde anımsatan bir sistem olmadan, günlük yaşamımızın kaosu içinde kolaylıkla göz ardı edip unutabileceğimiz duyguları besleyecek ve koruyacak kurumlara gereksinimimiz var.