Sokrates'in Gorgias ve Polos ile retorik üzerine konuşmasıyla başlayan eserde; Sokrates'in aşçılık sanat değildir hekimlik sanattır demesi ilk bakışta size de şaşırtıcı gelebilir. Tabii Sokrates kısa cevapları elinden geldiğince (belki de okura ve dinleyene asıl soru ne idi unutturacak kadar) uzatarak, zaman zaman ilgisiz analojiler kurarak karşısındakileri ikna etmeye çalışıyor. Konuşarak ikna etme sanatını dalkavukça bulduğunu ve bunun siyasetin yargı ayağının taklidi olduğunu söyleyen Sokrates ilerleyen kısımlarda en iyi-en kötü insan hakkında Kallikles ile tartışırken öyle çok örneklerden bahsediyor ki sonunda sabrı tükenen Kallikles "Tartıştığımız konu sanki kunduracılar, çırpıcılar, aşçılar ve hekimlermiş gibi hep bunlardan konuşup duruyorsun." ve başka bir yanıtı esnasında "Sıradan bir hatip gibi davranan sensin." diyor.
Karşısında her sözünü alkışlamayan dişli ve bilgili birisinin olduğunu kabullenen Sokrates bu kez ise bu durumu fark ettiğini ve hatta memnun olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Eğer içinizden biri, söylediklerimin tersini ileri sürdüğünde, doğruyu konuşuyor gibi görünürse, onun sözlerini herkesten önce ben kabul ederim."
Sohbetin kalanını Kallikles ile sürdürmesinin diyalogları daha verimli ve akıcı hale geldiğini düşünüyorum. Sonraki bölümlerde "En büyük kötülük nedir?", "Haksızlığa uğrayan mı haksızlık yapan mı daha mutsuzdur?" gibi sorular üzerine konuşmuş ve sonra tekrar retorik ve siyaset konusuna gelmişlerdir.
Oldukça zevkli ve akıcı bir kitap. İyi okumalar.
Sen, Arkhelaos'un, en büyük suçları işlediği ve her türlü cezadan kurtulduğu için mutlu olduğunu savunuyorsun; ben ise, tersine, suçlarının cezasını çekmeyen Arkhelaos'un ya da herhangi birinin, doğal olarak, en mutsuz insan olduğunu söylüyor ve haksızlık yapanın haksızlığa uğrayandan, cezasız kalanın da cezasını çekenden her zaman daha mutsuz olduğunu savunuyorum.
Evet, yine söylüyorum, yemek pişirme dalkavukluğu, tıbbın kılığına büründü. Aynı biçimde, zararlı, aldatıcı, bayağı olan, özgür bir insana yakışmayan ve kışkırtmak için biçimlerden, renklerden, parlaklıktan, giysilerden yararlanıp beden eğitimiyle elde edilen güzelliği ihmal ederek, eğreti bir güzelliğin peşinde koşan süslenme de beden eğitimi kılığına büründü.