Hem ayrıca bir Rembrandt'ın, bir Beethoven'in, bir Dante'nin, bir Napolyon'un bir zamanlar yaşamış olduklarının en ufak bilgisini yüklenmeden kendisini dünyanın en büyük insanı sanmak lanet olası kolay olmalı değil mi?
Kitap incelemesinden ziyade, önce yazarın kendi hayatından bahsetmek istiyorum.
Zweig 1. Dünya savaşına gönüllü olarak katılmasına rağmen, Galiçya'ya gittiğinde cephedeki acılara bizzat şahit olduktan sonra savaşın anlamsızlığını kavrayarak savaş karşıtı bir tutum sergilemeye başladı. Hümanizmi savundu, ve her fırsatta savaşın anlamsız olduğunu anlattı. Bu eser Zweig'in savaş hakkındaki tutumunu tüm çıplaklığıyla bize anlatıyor. Kısa hikayelerinden olmasına rağmen, sanırım bu zamana kadar okuduklarım arasında en fazla not aldığım kitabı bu.
Kendini savaşa gitmek zorunda hisseden Ferdinand, bize tam olarak Stefan Zweig'in kendi duygularını anlatıyor belki de. Bir yanı devlete itaati mecbur hissederken, bir yanı özgür olduğunu söylüyor. Ve Ferdinand ikisi arasında sıkışırken, karısı Paula'nın ve sınırda gördüklerinin etkisiyle kendi kararını veriyor.
MecburiyetStefan Zweig · Venedik Yayınları · 201975bin okunma