Hiçbir şey zekayı tutkulu bir kuşku kadar bileyemez. Hiçbir şey olgunlaşmamış bir zihnin bütün olanaklarını karanlıkta kaybolan bir iz kadar harekete geçiremez.
Yalnızca başlangıçtaki vesileye bakmakla yetinirseniz bir sevginin gücünü yanlış değerlendirirsiniz, aslında daha öncesindeki gerilime, ruhun bütün büyük sarsıntılarına zemin hazırlayan, yalnızlığın ve düş kırıklıklarının yarattığı o bomboş karanlığa bakmak gerekir.
Yok edilmiş geçmişte, bir yaz akşamının serinliğinde böyle bir yatakta yatmanın, üzerlerinde hiç kıyafet olmayan bir kadınla erkeğin istedikleri zaman sevişmelerinin, istedikleri konuda konuşmalarının, kalkma zorunluluğu hissetmemelerinin, orada öylece uzanıp dışardaki huzur veren sesleri dinlemelerinin normal olup olmadığını düşündü belli belirsiz. Bunun sıradan sayıldığı bir zaman hiç olmamıştı muhakkak, değil mi?