Büşra

Büşra
@busra_quler
Okudukça düşünür... yavaşlar... dalar... Çok düşündüğünü farkeder, hızlanmaya başlar. Sonra tekrar başka bir dünyaya kayar. Velhasıl kelam hızlı başlar, yavaş bitirir.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?

Büşra

, bir kitap okudu
8/10
·264 syf.·
556 günde okudu
·
2025 10. kitabı
Marshall B. Rosenberg
8.6/10 · 2.336 okunma
7/10
·168 syf.··
2025 8. kitabı
Hikâyenin işleyişi muntazam. Tolstoy'un isminin hakkını veren bir anlatım. Gereksiz olduğunu düşündüğüm bir şey yok. Sadece gerekli olan seyler yok. Her karakterin kendi içinde gerçekçi bir yanı var ve yazar her birinin penceresinden bir şeyler anlatırken yeterince objektif yaklaşmış. Sadece ana karakter olan Hacı Murat biraz yan karakterlerin içinde kaybolmuş gibi. Kahramanlıklarını bile başkalarından duyuyoruz. Bir de ailesi için o kadar mücadele eden bir karakterin ailesinin, onun yokluğunda iletişim ve fikirlerinin olmaması Hacı Murat'ın idealini yetersiz kılmış. Yani oğlu kendini kuyuya atan şakir hayranı, babasının neyi neden yaptığını anlamıyormuş ama bir yandan da babasının bakış açısından oğluyla gurur duyuyor aileyi ona emanet ediyor falan. Biz birilerinin ölümünü bile Rusların ağzından öğreniyoruz. Sonrasında aileye ne olmuş bilen yok ama bütün mücadele de o aile içinmiş.
Hacı MuratLev Tolstoy · Kum Saati Yayınları · 200918,5bin okunma
Çiçeği yerinden çıkarmayı başardığım zaman sapı yarılmıştı. İlk halindeki güzelliğinden de eser kalmamıştı. Bunun yanında ince, zarif kır çiçeklerinin arasında da oldukça kaba görünüyordu. Kendi halinde çok güzel görünen çiçeği koparmış olduğum için üzüldüm. Koparmaya çalışırken nasıl uğraştığımı hatırlayarak, "Ne büyük bir yaşama gücü bu..." diye düşünmekten kendimi alamadım. O sırada yolun sağında bir yeşillik gözüme çarptı. Ona yaklaştığımda, biraz evvel boş yere kopararak attığım deve dikenin aynısını gördüm. Bunun üç sapı vardı. Biri kopmuş, dalın kalan parçası da kesik bir el gibi sarkmıştı. Diğer ikisinde birer çiçek vardı. Önceleri kırmızı olan çiçekler, şimdi simsiyah olmuşlardı. Kırık saplardan birinin ucundaki çiçek çamurlanmış, sarkmıştı. Diğeri yağlı kara toprağa bulaştığı halde dimdik duruyordu. Bir araba tekerleğinin çiğnediği ve sonra tekrar doğrulduğu belli oluyordu. Yamuk durmasının nedeni de buydu. Gövdesinin bir tarafı kopuk, iyice yıpranmış, kolu kesik, gözü patlatılmış bir insanı andırıyordu. Her şeye rağmen, çevresindeki kardeşlerini yok eden insanlara yenilmiyordu. Tekrar,"Ne tükenmez bir yaşama gücü..." diye düşündüm. Insanoğlu her şeyi yenmiş, milyonlarca otu, bitkiyi yok etmiş, bu hala direniyor... ... İşte bu devedikeni, sürülmüş tarlanın ortasında çiğnenmiş duran bu devedikeni, bana bu ölümü hatırlattı...