“ Kerem sazıyla sözüyle kendine ferahlık, insanlığa ihlas getirdi. Cüce insanlara kılavuzluk ederek onlara korkunç gönül uçurumları, Yüce gönül cennetleri seyrettirdi : "işte bakın, hayatın iç yüzü budur" dedi. Onlara bir büyüklük ve üstünlük çeşnisi tattırdı. Sonra onları dehşet bürümeye başladığını anlayınca koca kerem kendini bir yol daha feda etti ; eli sazının tellerinde tatlı nameler uyandırdı. "korkmayın" dedi. "korkmayın.. Hepsi bir masaldı, bir efsane, hoş rivayet.." Gazelleri, türküleri, çeşit çeşit havalarıyla insanları avuttu. İnandılar ; sahi bu efsaneymiş dediler. Kendilerini rüya görmüş sandılar. Yağışlı esişli kara kış sabahlarında gündelik işlerinin öldürücü dolabına koşulmaya giderken kendilerinde taze güç duydular. Asker kışlasında kalk borusunu o kadar yadırgamadı. Ev kadınları daha hafif bir elle süpürgeye, tencereye davrandılar. Esnaf, tezgahının başına güler yüzle geçti. Batarya tazelendi, hayat yeni bir hızla dönebilir. Fakat bunun böyle olması için kerem in kül oluncaya kadar yanması ve sonra da "destandı, efsaneydi..." diye kendi kendini inkar etmesi lazım gelmişti. “