Çalışmalarımın bana getirdiği ün hakkında düşünürken kendi kendime “Tamam, Gogol, Puşkin, Shakespeare, Moliere ve gelmiş geçmiş tüm diğer yazarlardan daha ünlü olacaksın, ama ne anlamı var?” diye soruyordum. Bu sorularıma hiçbir şekilde cevap veremedim.
Kararlarım, neyin doğru neyin yanlış olduğuna dayanmalıydı; insanların söylediklerine, yaptıklarına değil. Gelişmeye göre değil, kendi kalbime göre kararlar vermeliydim.
Yaşayan her birey gibi, nasıl daha iyi yaşayabileceğime dair sorular beni perişan ediyordu. Sorulara cevaben kişinin gelişmeye uygun olarak yaşaması gerektiğini söylerken, dalgaların ve rüzgarın etkisinde çaresizce savrulan bir botta “Dümeni nereye kırmalıyız?” gibi mühim bir soruya “Bir yerlere savruluyoruz.” cevabını veriyor olduğumu hala anlamamıştım.
öğrendiği her yeni cümleyle, küçücük hayatını hem biraz daha sevip, hem de o hayattan biraz daha uzaklaşacağını, o yaşlarda hangi çocuk bilebilir ki...