büşra

Kısa sürede başarı elde eden çoğu insan, daha sonradan kendi ken­dilerine zarar vermeye başlarlar (örneğin uyuşturucu ve alkol kullana­rak). Bunun altında kusurluluk şeması vardır. Bu durum ünlüler, oyun­cular ve girişimci kişiler için de bazen geçerlidir. Başarılı olmalarına karşın içlerinde bunu devam ettiremeyeceklerine inanırlar. Başarıyı de­vam ettirme baskısı, özellikle kendilerini kötü hissettikleri zaman da­ yanılmaz olur ve başa çıkacak gücü bulamayabilirler.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Daha önce de belirtildiği gibi, kusurluluk şemanızı tetikleyen part­nerlere karşı yoğun bir çekim hissedersiniz. Bunun en şaşırtıcı kısmı ise size iyi davranan insanlarla birlikte olduğunuzda onlardan sıkılma­ya başlarsınız. Bu tam bir çelişkidir: Çok sevilmek istersiniz ama eşiniz ne kadar çok sevgi verirse ondan o kadar az etkilendiğinizi hissedersi­niz.
Henüz okumadığımız bütün o kitaplar yüzünden suçluluk du­yuyoruz; ancak Augustine ya da Dante' den daha fazla kitap oku­muş olduğumuz gerçeğini görmezden geliyor, bu yüzden de sorunun kesin olarak tüketim miktarında değil de, tükettikleri­mizi hazmetme yöntemimizde olduğunu fark etmiyoruz.
Ev, in­sanlık tarihinde gece geç gelinip sabah erken çıkılan anonim bir yurt değildi her zaman.
İnsanın evrimleşmiş cinsel doğasını inkar etmesinin çeşitli bedelleri vardır. Kişiler, çiftler, aileler ve toplumlar tarafından gece gündüz durmadan ödenen bedeller. 'Bu bedeller' E.O. Wilson'ın dediği gibi "Doğal eğilimlerimi­zi engellemek uğruna, daha az elle tutulur bir akçe olan mutluluk cinsinden ödenir." Toplumumuzun cinsel bas­tırmaya yaptığı yatırımın net kazanç mı yoksa net zarar mı getirdiği başka bir zamana saklayacağımız bir tartışma. Şimdilik, sadece doğa ile başa çıkmaya kalkışmanın riskli, yorucu ve çoğunlukla büyük yıkımla sonuçlanan bir çaba olabileceğini söylemekle yetineceğiz.