Kısa sürede başarı elde eden çoğu insan, daha sonradan kendi kendilerine zarar vermeye başlarlar (örneğin uyuşturucu ve alkol kullanarak). Bunun altında kusurluluk şeması vardır. Bu durum ünlüler, oyuncular ve girişimci kişiler için de bazen geçerlidir. Başarılı olmalarına karşın içlerinde bunu devam ettiremeyeceklerine inanırlar. Başarıyı devam ettirme baskısı, özellikle kendilerini kötü hissettikleri zaman da yanılmaz olur ve başa çıkacak gücü bulamayabilirler.
Daha önce de belirtildiği gibi, kusurluluk şemanızı tetikleyen partnerlere karşı yoğun bir çekim hissedersiniz. Bunun en şaşırtıcı kısmı ise size iyi davranan insanlarla birlikte olduğunuzda onlardan sıkılmaya başlarsınız. Bu tam bir çelişkidir: Çok sevilmek istersiniz ama eşiniz ne kadar çok sevgi verirse ondan o kadar az etkilendiğinizi hissedersiniz.
Henüz okumadığımız bütün o kitaplar yüzünden suçluluk duyuyoruz; ancak Augustine ya da Dante' den daha fazla kitap okumuş olduğumuz gerçeğini görmezden geliyor, bu yüzden de sorunun kesin olarak tüketim miktarında değil de, tükettiklerimizi hazmetme yöntemimizde olduğunu fark etmiyoruz.
İnsanın evrimleşmiş cinsel doğasını inkar etmesinin çeşitli bedelleri vardır. Kişiler, çiftler, aileler ve toplumlar tarafından gece gündüz durmadan ödenen bedeller. 'Bu bedeller' E.O. Wilson'ın dediği gibi "Doğal eğilimlerimizi engellemek uğruna, daha az elle tutulur bir akçe olan mutluluk cinsinden ödenir." Toplumumuzun cinsel bastırmaya yaptığı yatırımın net kazanç mı yoksa net zarar mı getirdiği başka bir zamana saklayacağımız bir tartışma.
Şimdilik, sadece doğa ile başa çıkmaya kalkışmanın riskli, yorucu ve çoğunlukla büyük yıkımla sonuçlanan bir çaba olabileceğini söylemekle yetineceğiz.