Saatleri Ayarlama Enstitüsü nü ancak temin ettikten aylar sonra okuyabildim. Bana kalırsa her kitap her ruh halinde okunmamalı. Aylar önce hayatımda çok daha fazla koşturmaca vardı. Açıkçası o zamanlar okusaydım bu kadar verim alamazdım. O yüzden şimdi okuyabildiğim için mutluyum..
Bu kitapta Hayri İrdal'ın tüm hayatını inceliyoruz. Çocuk yaşlardan gelen saat merakı, hayatının pek çok devresinde karşısına çıkar. Türlü talihsizlikler yaşar. Hayatı bir türlü yoluna girmez. Ama günün birinde karşılaştığı bir insan Halit Ayarcı hayatını düzene koymasına yardımcı olur.
Genel olarak baktığımızda Halit Ayarcı özgüvenli, samimi, iyimser ve her zaman sözü daha çok geçen kişidir. Hayri İrdal ise kendine pek güvenmeyen, kötümser ve sönük bir kişiliktir. Halit Ayarcı ve Hayri İrdal Saatleri Ayarlama Enstitüsünü kurarlar. Hayri İrdal böyle bir enstitünün muvaffak olacağına bir türlü inanmaz. Ama Halit Ayarcı onu sürekli ikna etmeye çalışır. Zaman zaman ikilinin tartışmalarına rastlıyoruz:
''-Hayri Bey, bize niçin inanmıyorsunuz?
-...
--Hayır, telâş etmeyin. Sizden ayrılmak istemiyorum. Sizinle bu müessesede yapacağımız daha çok iş var. Fakat öğrenmek istiyorum. Niçin inanmıyorsunuz?
-Bana müsbet bir işimiz yok gibi geliyor. ''
-'' Hiçbir şey yapmayın, yalnız inanın, bu bize yeter..''
Küçük enstitü zamanla büyür. İnsanlar tarafından rağbet görmeye başlar. Hatta dünya çapında adını duyurur. Ama her güzel şeyin bir sonu vardır. Bir gün Halit Ayarcı yine Hayri İrdal'ın olumsuz bir görüşünü görmezden gelir. Ama işler öngördüğü şekilde gitmez ve enstitümüzün sonu gelir.
Hayatta her zaman minik adımlar atarak büyük işler başaramayız. Risk alabilmek de önemlidir. Lakin özgüvene kapılıp mevcut tehlikeleri de görmezden gelmemeliyiz. Her zaman için olmasa da genelde ihtiyatlı olmakta
Kitap berrak bir şekilde başlıyor. Yani insanlar ve yaşadıkları normal şeyler. Ama bir süre sonra olağan dışı şeyler meydana gelmeye başlıyor. Ana karakterimiz Selim Pusat ve çevresindeki insanlar arasında geçen birtakım olaylara şahitlik ediyoruz.
Kitabın tamamını burada anlatmak istemiyorum ama yüzeysel olarak bazı şeylere değinebilirim sanırım. Atsız fazlasıyla Osmanlıca kelime kullanmış. Neyse ki benim kitabımın arkasında sözlük eki vardı. Öncelikle aklıma takılan bazı kısımlardan bahsetmek istiyorum:
-Son kısımlarda Selim Pusat evli bir adam ve bir asker olarak kendinden 25 yaş küçük bir kıza aşık olmakla suçlanıyor. Ama baktığımız zaman en başında kitapta gizemli bir karakter olan Yek, Selim Pusat'ın karşısına değişik tiplemelerle gelerek o kıza aşık olacağı düşüncesini empoze ediyor. Bu durumda tam olarak Selim'i suçlayabilir miyiz, bilemiyorum. Elbette yaptığı şey doğru değil ama biraz kafam karıştı..
-Selim'in arkadaşı Şeref, birkaç kere Selim'e Güntülü'nün kimin kızı olduğunu bilip bilmediğini soruyor. Ama kitap boyunca Güntülü'nün kimin kızı olduğunu öğrenemiyoruz. Bu kısım da kafamda bir soru işareti olarak kaldı..
-Peygamberimiz Hz. Muhammed'in kurgusal olarak konuşturulması da ne derece doğrudur, bilemiyorum..
Kitabın ortalarına doğru Selim Pusat'ın şizofren olduğuna neredeyse emindim. Ama öyle değilmiş:))
Ruh adam, genel olarak insanda büyük tesir bırakan bir kitap. Bazı yerlerde sizleri çok şaşırtabilir. Bazı yerlerde çok üzebilir. Ama mutlu eder mi, sanmam. Yine de okunması gerektiğini düşündüğüm, derin manalarla dolu bir kitap..