Kurtuluş Savaşı yıllarının sonuna doğru, bir köy okulunda öğretmenlik yapan Aliye’nin hikayesi anlatılıyor. Aslında aydın-gerici, öğretmen-din adamı gibi belli grupların çatışmalarını da görüyoruz. Dönemin olayları, zihniyeti, fikir çatışmaları Aliye ve köy halkı üzerinden anlatılıyor.
Aliye idealist bir öğretmendir ama köy halkı tarafından türlü zorluklar yaşar. Köyün önde gelen eşrafı, Aliye’yi sevmez ve hakkında pekçok dedikodu çıkarır. En sonunda Aliye’nin canını onu köy meydanında döverek alırlar.
Aynı zamanda bu hikaye, eğitimin önemini de vurguluyor. Eğitimsiz bir halkın, toplumun, insanın doğrulardan sapacağını tek doğruyu din olarak görebileceğini, dini de saptırabileceğini anlatır.
Bu kitabı okurken zorlandım. Hem içerik hem üslup olarak beni zorladı. Kadına şiddet öyküsü, uzun cümleler, uzun betimlemeler… Bazı sayfalarda okuduğum cümlenin başını unuttum. Bana göre bu olumsuzluklar, ana fikri de geri plana attı.
Okuma alışkanlığımı kaybettiğim bir dönemde, bana tekrar bu alışkanlığımı kazandıran kitap oldu öncelikle. Yıllar önce bu kitabın dizisi yapılmıştı ve izlemiştim. Sanırım bu yüzden de daha istekli okudum.
Genel olarak Lamia ve Kenan arasında geçen bir aşk hikayesini okuyoruz ama karakterlerin hayatlarına ayrı olarak da değinilmiş. Karakterlerin iç dünyalarına da yakından tanık oluyoruz.
Lamia’nın başına gelen talihsiz olaylar ve toplum baskısı, Kenan’ın sürekli değişen ruh hali kitabın neredeyse tamamını oluşturuyor. Tabi dönemin sosyokültürel durumuna da göz atıyoruz.
Kitap yaklaşık 100 yıl önce yayımlanmış fakat bazı zihniyetlerin hala aynı olduğunu görmek üzücü ve sinir bozucu…
Reşat Nuri’nin dili genel olarak akıcı ancak bazı cinsiyetçi tutumları ve yazımları olsa da, o dönemi göz önünde bulundurarak okumak şart. Yoksa bazı bölümleri okumak zorlayabilir.
Genel olarak beğendiğim, tavsiye edebileceğim, dili akıcı ve anlaşılır bir eser olmuş.