"Herkes, terazisinin kefelerine acılarını, kayıplarını, kazandıklarını, mutluluklarını, nefretini, öfkesini, hayal kırıklıklarını koyup, vicdanıyla tartıyordu. Herkesin farklı sınandığı ama birbiriyle sınandığı, sonucun hepimizi etkileyeceği sınavdı verilen. Kazanan olmayacaktı, başaran da. Netice belliydi aslında, faydasız bir çabaydı, hepimiz kaybetmiştik."
Sevmediğiniz bir adamın sizi sevdiğine kendinizi inandırabilir misiniz? Onu sevmediğinizi bilerek sizinle çıktığı yolda ne zaman gidecek kaygısı taşımadan mutlu bir aile olabilir misiniz? Şebnem bu soruları kendisine sormadan çıktığı bu evlilik oyununda mutlu bir yuva kurmaya, Orhan'da huzur bulmaya çalışan bir kadın. Orhan ise kalbinin her odasını Şebnem'e açmış, onu mutlu etmeye ve kendini sevdirmeye yemin etmiş bir adam.
Korkularının esiri olmayı dibine kadar yaşamış bir aile. Ebeveynliği yaşamış ama aşkı tadamamış, yarım kalmış bir evlilik. Farklı idealler, farklı kişilikler arasında kurulmaya çalışılmış ama başarılamamış bir aşk ile başarılı olmuş bir yalan söyleme yarışı. Duygularını birbirlerinden saklarken kendilerine düşman olmuş iki insanın hikayesi.
Kitabın önce erkeğin sonra kadının bakış açısından yazılmış olması hikayeyi daha canlı hale getirmiş ve okuyuculara iki tarafın da iç dünyası çok güzel bir şekilde yansıtılmış. Sonlara doğru hikayeyi Şebnem'den dinlerken ara ara "keşke tam şuan Orhan'ın aklından geçenleri de okuyabilsem" dedim.
Evlilikleri çok doğru analiz etmiş bir yazar var karşımızda. Aynı olaya farklı cinsiyetlerin bakış açılarındaki değişime çok hakim.
Kitap geleneklerin, kültürün hapsinden kurtulamamış, içine doğduğu kaderi değiştireceğine ve kızını bu kaderin pençesinden kurtaracağına and içmiş bir annenin hisleri ve kültürel kalıplar arasında sıkışmışlığını çok iyi yansıtıyor. Bir