Akılsızlık etmeyin. Geri dönüp o kırmızı çiçeğin altında durun ve o son zahmetli kilometreyi katedin. İlerleyin ve eski, yıpranmış kapıya vurun. Mağaraya tırmanın. Bir düşün penceresinden sürünerek girin. Çölü elekten geçirin ve bulduklarınıza bakın. Yapmamız gereken tek şey bu.
Benim de dahil olduğum ikinci Dünya Savaşı sonrası kuşağı, kadınların çocuksulaştırıldığı ve mal muamelesi gördüğü bir zamanda büyüdü. Nadastaki bahçeler gibi korundular… ama ne mutlu ki, her zaman rüzgârla gelen yabanıl tohumlar vardı. Yazdıkları şeyler yetkin görülmesede, kadınlar bir şekilde hep ışıldadılar. Yaptıkları resimler kabul görmese de, bir şekilde bunu beslediler. Kadınların sanatları için ihtiyaç duydukları araç ve yerler için yalvarmaları gerekiyordu ve hiçbirini alamadıklarında ise ağaçlarda, mağaralarda, ormanlarda ve dolaplarda kendi alanlarına yarattılar.
Gözlerinde karanlık bir nefret okunuyordu, bana bile öyle bakıyordu. İnsan umudunun bir kısmını kaybederse üzgün görünür ama tamamen umutsuz kalınca, böyle olur.