Kitap okuyarak zaman geçirmeyi hayal kurmayı çok seviyorum . Bazen kitaplarda kayboluyorum ... Kitaplar şu dünyadaki en büyük zenginliklerimiz sahip çıkmayı bilmeliyiz...
Balık denizi hatırlamaz,sadece yaşar.
Ne zaman hatırlamak zorunda kalır?
Artık eskisi gibi yaşayamadığında...
Sular ya kirlenmiştir ya da çekilmeye başlamıştır .
Ne kadar çok söylersen, ne kadar çok konuşursan ,ne kadar çok ifade etmeye çalışırsan ve ne kadar ikna etmek çabasına düşersen, o kadar anlaşılamaz olursun.
İlk ayrılıkla başlayan dert ,yaşam boyu sürer gider. Hatta süreç boyunca derdin daha bile çok sever insan verenden ötürü... Dert sayesinde büyüdükçe, geliştikçe ,olgunlaştıkça, 'olan'a vâkıf oldukça aldığı tat da değişir derdiyle ,ilişkisi de.
"Dem" durup beklemek değildir sadece...Hiçbir şey yapmıyor gibi görünürken bile çok şey yapabiliyor olmak demektir ki bu da başka bir ustalık sanatıdır işte...
Dem, sessizliğin içindeki sesi duymaktır, dem bilgiyi sınamaktır ,sorgulamaktır üzerine düşünmek ,ölçüp tartmak ,kullanmaya hazır olmayı beklemek hatta hazırlanmaktır.
Dem, bir kitap okuyup üzerine de uyku uyumak değildir. Hikayeyi yaşamaya devam etmektir ,sonsuz olasılıklar üzerine derin muhakemeler yapmaktır ,hikayeyi anlamaktır... Üstelik onaylasan da onaylamasan da hiç yargılamadan anlayabilmektir. Okuduğumuz kitapları çabuk unutuyor olmamızın sebebi de budur işte. O kitabın üzerinde demlenilmemişse, düşünülmemişse, içsel muhakemesi yapılmamışsa , içeride fikir mesaisi harcanmamışsa ,enine boyuna bir iç süzgeçten geçirilmemişse uçar gider. İçselleşmeyen bilgi bir işe yaramaz. Bu yüzden çok kitap okumak ,"Haftada iki tane üç tane bitirdim!" diye övünmek sayı fetişizmine düşmekten başka bir şey değildir. Ayda bir kitap okuyup üzerinde demlenmek haftada beş kitabı okuyup unutmaktan daha evladır.