"Anlamadığın dilde söylenmiş bir șarkıyı dinlediğinde boğazın düğümleniyorsa, sözlerinin vedayı anlattığını düşünüyorsun hep. Kalbini acıtan her sesin veda sözleriyle dolu olduğuna inandın. Ancak bir vedalaşmanın insanın içini bu kadar acıtabileceğini düşünüyorsun çünkü. Buna hakkın var. Son zamanlarda ne kadar çok vedalaştın. Her seferinde
biraz daha ustalaşacağını, hüner sahibi olacağını, maharetinin artacağını düşünüyordun, yanıldın. Yine gözlerin doluyor, kendini tutmaya çalıştıkça gözlerinde biriken yaş artıyor, yine konuşmakta güçlük çekiyorsun, kabuk bağlamış yaraların yeniden tazeleniyor, gökyüzü yine kâfi gelmiyor daralan nefesine. Artk kabullendin, her veda ilki gibidir,
artık biliyorsun ayrılıp giden de geride kalan da bir parça ölmüştür. "
İncelememe kitabı herkese önermeyerek başlamak istiyorum. Evet 'herkese' önermiyorum. Beni bu kadar zorlayan, kelimelerin boğazımda düğüm olduğu, göz yaşlarımı bu denli akıtan bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Kitaplığımın karşısına geçtim ve uzun uzun baktım daha önce böyle bir kitap okumadığımı net bir şekilde gördüm.
Herkese öneremiyorum çünkü gerçekten ağır bir kitaptı, okumakta zorlandım, hem bitmesin istedim hem de daha fazla okumadan rafa kaldırmayı.
Kitapta birçok konuya dair derinlemesine yazılar okuyabilirsiniz. Aşk, hüzün, mutluluk, özlem, yola çıkamamak, yolda kalmak.. Ama beni etkileyen yazarın kitabı yazma sebebi olduğunu düşündüğüm yalnızlık duygusu. Kalabalıklar içindeki o yalnız adamın yazdıkları.
Bana göre yalnızlık yazmanın aslıdır.
yalnız olmayan insan yazamaz. Yazdıkça derinleşir derinlestikce yazarsın.
İçinde kalan son atın ölü bir şekilde sahile vuruşunu yazarak başlıyor kitabına yazar.
'Geçmişine saldırır gibi yazıyorsun' diyor bir satırında. dediği gibi yapıyor, geçmişine saldırarak yazıyor