Zaten Martin hiç kalıcı bir yer edinememişti ki. Kendini buluverdiği her yere uyum sağlamıştı; hem işini hem de eğlenceyi başarıyla yürüttüğü, hakkını aramayı bildiği ve saygınlığını koruduğu için herkesin gözdesi olagelmişti.
Ama bir yere kök salamamıştı.
Arkadaşlarını memnun etmeyi başarsa da, kendisi memnun değildi halinden. içinde hep bir huzursuzluk duymuş, ötelerden bir şeyin çağrısını duyar gibi olmuş; kitapları, sanatı ve aşkı bulana dek hep bu çağrının kaynağını arayıp durmuştu.
Hayatı boyunca açlık çekmişti. Ruhu sevgiye muhtaçtı. Varlığının yaşamsal bir talebiydi bu. Ama sevgiden yoksun büyümüş ve bu süreçte kendisini sertleştirmişti. Sevgiye ihtiyaç duyduğunun farkında da değildi. Sadece, gördüğü sevgi ediminin etkilemiş; bunun güzel, yüksek ve görkemli bir şey olduğunu düşünmüştü.
İşte uğrunda yaşamaya değer bir şey bulmuştu;kazanmaya değer, savaşmaya ve evet, ölmeye değer. Kitaplar doğru söylüyordu. Dünyada öyle kadınlar vardı...