"Kimse, seni sen olduğun için sevmeyecek, herkes seni; seni sevmenin onlara ne kadar yakışacağını düşündüğü için, yani kendileri için sevecek. Ve bu da demek oluyor ki insan böyle yaparak yine kendini sevecek. Sen hiç sevilmemiş olacaksın hikayenin sonunda."
"Ben sana kürk alamam doğrusu
Güzel bileklerine bilezik alamam
Bir kap yemek, bir elbise
Öyle bir tad var ki fakirliğimizde
Başka hiçbir şeyde bulamam…
Sokağımız arnavut kaldırımı,
Evimiz ahşap iki oda.
Daha iyisi de olabilirdi ya,
Şükür buna da.”
...
Sartre’a göre insanin bir tasarlanma amacı yoktur. Kağıt makasının aksine insan neye yarayacağını bilmeden dünyaya gelir ve varoluşunu, kendisini herhangi bir öze bağlamadan kendisi var eder. Yani insan, önce var olur, sonra da özünü yaratır. Nesnelerde olanın aksine; insan özü, işlevi ve işleyişi kendi var oluşundan önce belirlenmemiştir.
Ne gerek var şimdi! cümlesiyle baş edebilmek için onaylanma ihtiyacımızdan vazgeçmemiz gerekir. Doğruda yapabilirsin yanlışta. Yanlış yapma hakkına sahipsin. Kimse o konuda senden daha iyisini bilmiyor. İnsanları dinleyin, değerlendirmeye alın ama bunlara bağlı olmadığınızı unutmayın.
Onaylanma ihtiyacı hissediyoruz çünkü aldığımız kararların sorumluluğunu almak istemiyoruz. Ama unutmamalıyız ki bizim neye ihtiyacımız olduğunu yine en iyi biz biliriz. Yanlış yapmışsak bile kendi yanlışımızın bedelini öderiz, başkasının değil. Hiç kimse senin yaptıklarını beğenmek zorunda değil. Senin nasıl ve ne şekilde mutlu olduğunu sen biliyorsun. Suçlayacak birileri olmasın hayatında...
Tek bir doğru yoktur, herkes farklı doğrulara sahiptir.
Sınırlarını çizemediği zaman mazeretler üretmeye başlar insan. Unutmamak gerekir ki insanlar sizin yaptıklarınızı gerekli bulamayabilirler, bulmak zorunda da değiller ama sizin bunları yapmaya ihtiyacınız vardır, hakkınız vardır. Bunları başkalarına değil, kendinize söylemelisiniz.