Bahtiyar Vahapzâde, ilk defa 1972 yılında Varlık dergisinde Fuzülíye saldıran bir yazara verdiği uzun ve susturucu cevapla dikkatimizi çekmişti. "Yel Kayadan Ne Aparır?" başlığını taşıyan bu yazı gerçekten güzeldi. Daha sonra aynı imzaya Türk Edebiyatı dergisinde sık sık rastlamaya başladık. Azerbaycanlı bir yazarın muhafazakâr bir dergide yazması çok şaşırtıcıydı; çünkü Sovyetler Birliği'ne bağlı Türk cumhuriyetlerinde, bırakın Türkiye'de "sağcı" diye bilinen kişilerle temas etmeyi,
Türk kelimesini telaffuz etmek bile son derece tehlikeliydi. Türkiye'ye gelme imkânı bulan yazarların peşlerinde ikişer üçer KGB ajanının gezindiğini biliyorduk, çünkü birkaç defa şahit olmuştuk.
Gorbaçov döneminde uygulamaya konulan glasnost ve perestroika politikalarının sağladığı kısmî hürriyetten yaarlanarak Türkiye'ye gelip gitmeye başlayan aydınlar arasında Vahapzäde de vardı. Kendisiyle o günlerde tanıştık.
Tercüman gazetesine ziyaret maksadıyla geldiğinde uzun uzun sohbet etmiş ve bu sohbetin önemli kısımlarını röportaj hâline getirerek yönettiğim sayfada yayımlamıştım.
Çok iyi hatırlıyorum, aynı günün akşamı beni telefonla buldu ve telâş dolu bir sesle söylediklerinden bazılarının kullanılmamasını rica etti. Aslında çıkarılmasını istediği sözler bizim açımızdan hiç de tehlikeli görünmüyordu.
Ancak ömürleri, nefes alışlarını bile kontrol eden korkunç bir rejimin demir yumruğu altında geçenler ihtiyatlı olmak gerektiğini ve hangi sözlerinin kendileri için tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini çok iyi biliyorlardı. Hemen gece sekreterine telefon ederek röportajda gerekli değişiklikleri yaptırtmıştım.
…
Binlerce aydının katledildiği, binlercesinin de Sibiryalarda süründürüldüğü Stalin dönemi, özellikle 1937 yılı, sadece SSCB tarihinin değil, insanlık tarihinin en karanlık dönemidir.